Abdullah Sert İle Bir Cumartesi Sohbeti

Değerlendiren;Ahmet Faruk Çelik

Zamanın âlimlerinden, âriflerinden her yönden istifade etmeyi başarmış, bizzat onların yaşayış tarzlarına tanık olmuş, hem fem-i muhsinden hem de kitaplar­dan okuyarak ilim sahibi olmuş değerli hocamız Abdullah Sert ile güzel bir cu­martesi sohbeti gerçekleştirdik.

Hocamız, sohbetinde ilmin ve ilim talebeliğinin önemine değinerek bizlerin gönül ver­miş olduğu yolun çok önemli ve çok kutsal bir yol olduğunu söyledi. Ve ilim talep eden­lerin halini, “Allah’ın kendileri hakkında hayır murat ettiği” kişiler olarak açıkladı.

Ayrıca ilim talebelerinin dikkat etmesi gereken şu çok önemli uyarılarda bulundu: “İl­min itibarını, ilmin tazimini ilk önce kendi içimizde yaşamalıyız. İlim bizi kul olarak Allah’a götürmeli, dünya defterimizde de o ilim gerçekten bizim ahirette tutunacağımız bir dal olmalıdır. Yoksa konferanslar verip paralar kazanırız, kitaplar yazarız, telif alı­rız ama bir bakarız ki ahirette onlardan hiçbir şey kalmamış. Halbuki her şey bizi ahire­te taşımalı; yediğimiz lokma bile. Abdullah İbn Mesud diyor ki: ‘Biz yediğimiz lokma­ nın zikrini duyar hale geldik.’ Demek ki lokma, farklı yeniliyor. İki lokma, iki insanın iç dünyasına farklı gidiyor. Onun için Müslümanlığımızı ince eleyip sık dokumalıyız. Ha­yat rastgele harcayacağımız bir şey değil.”

Abdullah Sert Hoca, ilim tahsilinde karşılaşılan problemlere de değindi. Bu yolun bir çile yolu olduğunu belirtti. “İlmin kendi izzeti büyük bir zenginliktir, bizi bekleyen en büyük tehlike durduğumuz yerin farkında olmamamızdır” diye ekledi. “Varissen pey­gambere her yönüyle varis olmalısın, o zaman âlimsindir; yoksa benim şu kadar kita­bım var, bu kadar makalem var, şu kadar lisan biliyorum diyerek varis olunmaz.” diye vurguladı. Burada önümüze çıkan en büyük engellerden birisi de tembellik duygusudur. Abdullah Hoca’ya göre “Ben bu ilmi okuyup da ne olacağım?” sorusu bizim önümüz­de en büyük engeldir. Böyle bir soruyu sordurmamak lazımdır. “Ben bu ilmi öğrenece­ğim, böylelikle Allah’a güzel kul olacağım. Kur’an’ı anlamış olacağım, Rabbimle konuş­muş olacağım, hakikati bulacağım, hitab-ı ilâhî’ye mazhar olacağım, şuuruyla hareket etmek lazım. Bu niyetle ilim öğrenmek lazım…”

İlmin Kendi İzzeti Çok Büyük Zenginliktir Ömer Nasuhi Bilmen Hocaefendi İstanbul müftüsüyken İstanbul valiliğinde bir toplan­tı yapılacağı söylenir. Toplantıya patriğin de katılacağı belirtilerek kendisi de bu toplan­tıya davet edilir. Ömer Nasuhi Bilmen Hocaefendi “toplantıya katılırım ama ben en son gelirim” demiş. “Niçin efendim?” diye sormuşlar. “Eğer ben önce gelirsem nezaketen de olsa ayağa kalkmam gerekir; fakat ben bunu bir İstanbul Müftüsü olarak yapamam. Eğer evime misafir olarak gelirse, kalkar kapıda insan olarak karşılarım; ama bir İstan­bul Müftüsü olarak onu ayakta karşılayamam. Biz aynı statüde değiliz.” cevabını vermiş­tir. Bu olaydan da anlaşıldığı gibi âlimlerimiz İslam’ın, ilmin izzetine ve şerefine çok bü­yük önem göstermişlerdir.

Rabbe güzel kul olmak, ümmet-i Muhammed’e faydalı olmak uğruna âlimlerimiz her şeylerinden feragat etmişler, bu yolda bir çok zorluklarla karşılaşmışlar; ama yine de ilim uğruna her türlü fedakârlığı yapmaktan geri durmamışlardır. Yeri gelmiş aylar­ca yolculuk yapmışlar, yeri gelmiş günlerce bir lokma yemeden durmuşlar ama yine de ilim talebinden vazgeçmemişlerdir.

İşte hayatlarını ilme feda eden bu üstün kişilerin yaşayış tarzlarını merak etmemek kâbil değil. Bu sebeplerdir ki Abdulfettâh Ebu Gudde Hocaefendi’yi bu âlimlerin çileli hayat­larını ve ilim dünyalarını anlattığı kitabını kaleme almaya itmiştir. Bu kıymetli eserin tercümesini Abdullah Hoca’nın sohbete iştirâk eden İsar öğrencilerine hediye etmesi ol­dukça manidar ve takdire şayandı. Bizlere düşen de, tevdi edilen bu kitabı ibret nazarıy­la okuyarak ulemânın yaşayış tarzlarını kendimize örnek edinmek olmalı…

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*