Afganîler Tekkesi

Yazan:Ömer Koçyiğit

Üsküdar’ın dokusuna damgasını vuran mekânlar dile gelse, neler anlatırdı kim bilir? Nice vakala­ra, kişilere, günlere şahit olan eserler, aslında çok şey anlatıyor bu gözle bakanlara. İnsan, eserde müessiri görmek isterse, görünebilen yapılar okunabilir hale gelecektir. Zira bu yapılar dönemle­rinin sosyo-kültürel özelliklerini yansıtmakla beraber, günümüz için de zengin birer kültür mira­sı olma niteliğini taşımaktadır. Tarihe şahitlik eden ve okumaya çalışacağımız yapılardan birisi de Afganîler Tekkesi’dir.

Afganîler Tekkesi, Murat Reis Mahallesi’nde, Çavuşdere Caddesi ile Silahtarbahçe Sokağı’nın bir­leştiği köşede yer almaktadır. Daha anlaşılır bir tarifle Çinili Camii’nin karşısındadır. 1600 m2’lik arazisi bulunan tekkeye, Çavuşdere Caddesi’ne açılan taş kemerli ahşap bir kapıdan girilir. Sokak tarafındaki ince tuğla ve horasandan yapılmış olan hamam büyük ölçüde yıkık durumdadır. Bah­çenin orta yerinde etrafını alçak kesme taş duvarın çevrelediği hazire bulunur. Az ilerisinde ise kare planlı küçük bir havuz ve kuyu vardır.

Tekke, Afganistan’dan İstanbul’a gelenle­rin kaldığı bir merkez olduğu için Afganîler ismiyle anılmıştır. Bazı Asya milletlerin­den gelen grupların bu şekilde kurdu­ğu İstanbul’da yedi tekke vardır. Afganîler Tekkesi, hac yolculuğu için İstanbul’a uğ­rayan Afganistanlı dervişlerin geçici ba­rınmalarını sağlamak amacıyla yapılmış­tır. Tekke, bu temel özelliği nedeniyle şe­hirdeki diğer tarikat yapılarından ayrılır. Türkistan’dan İstanbul’a gelenler burada hiç yabancılık çekmez, kendi dilinden ve âdetlerinden anlayan kişilerin rehberliğiyle her türlü kolaylığı görür­dü. Burası âdeta doğudaki Müslümanlar ile batıdakiler arasında bir rabıta, bir anlaşma ve kaynaş­ma tesisiydi.

Uzun ve meşakkatli bir yolculuğun sonucunda bu tekkeye gelindiği için, buradaki dervişlerin be­kar erkeklerden oluştuğunu görmekteyiz. Bu kalender meşrepli dervişlerden dolayı buraya “Ka­lenderhane” de denilmiştir. Tekkenin, H. 1207 (1792-93) yılında yapıldığını gösteren kitabesinde “Kalender” ve “Kalenderhane” ibareleri kullanılmıştır. Tekkedeki şeyh ve dervişlerin mücerred ol­ması gerektiği vurgulanan kitabenin metni şu şekildedir:

Bârekallah bu Kalenderhâne                                                            hazire

Vakfolundu mücerred Afgâne

Şeyhi kalender mücerred ola

İde it‘am bulunan ihvâne

Derûnunda cümle kalender ola

Vâkıfın şartı budur dervişâne

Çıkdı üçler dediler tarihin

“Oldu itmam Kalenderhâne”

1207 7

Afganîler Tekkesi mensuplarının bağlı olduğu tarikat, Bahaeddin Nakşibend’in kurduğu ve İstanbul’un gündelik hayatına XV. yüzyılın sonlarında girmiş olan Nakşibendiyye’dir. Dervişlerin tekkedeki devran günleri ise perşembeydi. Tekkenin postuna sadece Afgan Nakşibendî şeyhle­ri oturduğu için, Saray ve Babıâli nezdinde burası bir nevi konsolosluk hükmü taşıyan bir kuru­luş olmuştur. Tekkenin kurucusu ve ilk postnişini, Şeyh Ahmed Nasîr-i Afganî el-Horasanî’dir (öl. 1210/1795). Kendisinden sonra gelen şeyhler de “Afganî” lakabıyla anılmıştır. Bilinen son postni­şin ise Resul Mustafa Hüseyin Efendi’dir.

Birkaç yıl öncesine kadar bahçenin köşesinde sağlam bir şekilde duran üç katlı ahşap Şeyh meşru­tası bugün harap durumdadır. Tekke bahçesindeki selamlık köşkü de aynı haldedir. Tekkenin müş­temilatıyla birlikte genel yapısına baktığımızda, hazire önemli bir mevkide durur. Çeşitli ağaçlar­dan oluşan bahçenin ortasında bulunan hazire, adeta ölümle hayatın iç içe olduğunu temsil et­mektedir. Etrafı taşlarla ve tel örgüyle çevrili kare bir ada şeklindeki hazirede, on iki adet baş taşı ile bunların bazılarının ayak taşı vardır.

Müştemilatıyla birlikte bugün metruk bir durumda olan Afganîler Tekkesi’nin, yarınlara sağlam bir şekilde ulaşması için kısa zamanda onarılması gerekmektedir. Tarihin tanıklığını yapan bu mü­essese, gelecekte de canlı bir kaynak olma özelliğini korumalıdır. Afganîler Tekkesi, iç zenginliği itibariyle tekke kültürünü yansıtabilecek bir konumdadır. Modern müze teknikleriyle ele alınıp, hâlâ ayakta duran binalarının restorasyonu halinde, üzeri tozlanmış bir kültürü açığa çıkarmak mümkündür. Unutulmaya yüz tutmuş bu mekân gün yüzüne çıkarıldığında, Üsküdar’ın dokusu­na ayrı bir güzellik katacaktır.

köşk

 

1 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*