Gana Gana Geçirdiğimiz Bir Ramazan

Yazan;Yusuf Kıvanç

İSAR’dan bölge insanına hizmet için Afrika’nın çeşitli ülkelerine giden üç ekip, gidecekleri yerlere Fas’tan aktarma yaparak ulaştı. Böyle­likle Fas’ı beraber dolaşma fırsatımız oldu. Fas sokağıyla, çarşısıyla gelişmekte olan bir Avru­pa şehri görünümünde. Fransızca ile iç içe geç­miş bir Arapça kullanılıyor. Fas’ta cumhurbaş­kanının konağını, eski bir çarşıyı, parlamento binasını gördük. Okyanusun yanında yapılmış büyük bir camide namaz kıldık. Caminin ya­nında gençler, çocuklar okyanusa atlıyordu. Su güzeldi, ama giysimiz uygun olmadığı için ok­yanusa atlayamadık. Seferi olduğumuz için ye­mek yiyecek bir yer arıyorduk. Ramazan dola­yısıyla bütün restoranlar kapalıydı. En sonun­da bir fast food restoranda Türkiye’de verme­yeceğimiz bir ücrete yemek yedik.

Gana’da üç farklı şehirde bulunduk. Başkent Accra, Kumasi ve Tamele şehirlerindeki rama­zan programlarına yardım ettik. Her şehrin ken­disine özgü havasından istifade etmeye çalıştık.

Gana çoğunluğu Hıristiyan olan bir ülke. Ülke­de adım başı kilise var. Arabaların arkasında,

dükkânların üzerinde Hıristiyanlıkla alakalı ya­zılar görmek mümkün. Resmi dil İngilizce. İn­gilizce eğitim görüyorlar. Şehirde İngilizceyle işlerinizi görebiliyorsunuz. Ama köylerde İngi­lizce bilen sayısı azalıyor.

Accra’da toplam 11 gün bulunduk. Accra Gana’nın en gelişmiş şehri. Şehirde alış-veriş merkezi var. Yolları düzgün. İyi model araba­lar görebiliyorsunuz. Accra’da bulunduğumuz süre içinde üç tane su kuyusunun açılışına ka­tıldık. Biz su kuyusunu açmadan önce su temin ettikleri yer içler acısıydı. Su kuyusu açılışına katıldığımızda köydeki çocuklarla el ele dolaş­tık. Gana’daki çok küçük çocuklar, beyaz oldu­ğumuz için bizden korkuyorlardı. Biraz büyük­leriyle ise anlaşmak çok zor olmuyordu. Dönüş yolunda ananas bahçesinden geçtik. Ananasın ağaçta değil, yerde yetiştiğini gördük.

Gana güvenilir bir şehir. Sokakta rahatlıkla do­laşabiliyorsunuz. Ahalisi genel olarak yumuşak huylu. Atılgan, tuttuğunu koparır insanlar de­ğiller. Konuşmalarında bize göre abartılı gele­bilecek tepkileri var. Sokakta bizde olsa kavga çıkardı diyebileceğiniz bağrışmalar duyabili­yorsunuz. Damak tatları bizden çok farklı. Ger­çekte oldukları yaştan daha küçük gösteriyor­lar. 27–28 yaşında olduğunu tahmin ettiğiniz birisi 40 yaşında çıkabiliyor.

Gana’da araba fazlasıyla kullanılıyor. Şehir­de yoğun saatlerde trafiğe kalabiliyorsunuz. Fakat arabalar genel olarak çok eski. Bu ülke araba konusunda Avrupa’nın çöplüğü gibi. Avrupa’dan gelen ikinci el arabalar kullanı­lıyor. Normal ürünlerde de ikinci el çok yay­gın. Biz ikinci el Türk markası giysi bile gördük. Accra’da Türk restoranı var. Burada ticaret için gelmiş birçok Türk bulabilirsiniz. Sokakta kafa­sının üzerinde bir şeyler taşıyan Ganalılar gö­rebiliyorsunuz. Sokaktaki satıcılar mallarını bu şekilde taşıyorlar. Kafasının üzerinde şof­ben taşıyanı bile gördük. Ganalıların yüzünde çok büyük olmayan, kesik izler var. Bu izler ki­şinin hangi kabileden olduğunu gösterirmiş. Gana’da çok kötü bir alışkanlık var ki, nitekim iki farklı duvarda şu yazıyı gördük. “Don’t uri­nate here” (Buraya işemeyin.)

5 gün Accra’da kaldıktan sonra Kumasi şehri­ne geçtik. Burada vakfa ait bir öğrenci yurdun­da kaldık. Üniversiteli ve liseli öğrencilerle tanış­tık. Kumasi’de vakfın başında Türkiye’de eczacı­lık okumuş gayretli bir ağabeyimiz var. Kendi­si Gana’lı olduğu için oranın eksiklerini çok iyi biliyor. Bize bir köyde küçük bir kız çocuğunu gösterdi. Bu küçük kızı eğitim konusunda des­tekleyeceğini söyledi. Kumasi’nin elektrik bu­lunmayan bir köyündeki zeki bir kız çocuğunu bir Türk’ün bulması zordur. Vakfın başkanı olan bu ağabeyimizde, bu ülke için yapılacak en et­kili çalışmanın, bu ülkenin kendi içinden çıka­

cak nitelikli insanları desteklemek olduğunu gördük. Bunun dışında, eğitim çalışmaları bu ülke için çok önemli. İnsanlar belli bir standart­ta zaten yaşıyor. Bizim yaptığımız yardımlar çok faydalı olmakla birlikte hemen tükeniyor. Eği­tim çalışmalarına gelince, eğitimini destekledi­ğimiz kişi ömrü boyunca ailesine, akrabalarına yardım edebilecek duruma geliyor.

Kumasi’den sonra Tamele şehrine geçtik. Köy­lerdeki erzak dağıtımlarına katıldık. Bir köy­de beyaz bir Ganalı görünce şaşırdık. Sonra­dan çocuğun albino olduğunu öğrendik. Vak­fın düzenlediği büyük bir iftara katıldık. Çalış­malar bittikten sonra şoförümüzün köyünü zi­yarete gittik. Her köyün bir kralı olurmuş. Bu krallar köy için devlet görevlilerinden daha önemliymiş. Bu kralların üzerinde de kral­lar var. En tepede de üç tane büyük kral var. Kralların yargı görevi üstlendiği olurmuş. Şo­förümüzün babası köy kralıymış. Bizi tanıştır­dı. El sıkıştık, ki bu kralın bize değer verdiği­ni gösterirmiş. Krallar herkesle el sıkışmaz­mış. El sıkışırken çekildiğimiz resmi odasına asmak için bizden istedi. Sonra bizi daha üst konumdaki bir kralla tanıştırdılar. Bu kralın iki seviye üstü, daha önce bahsettiğim üç kral­dan birisiymiş. Normalde bu kralla görüşmek için sekiz kişinin aracılık yapması gerekiyor­muş. İmam hariç kimseyle de el sıkışmazmış. Bu kralın yanına ayakkabılarımızla girecek­tik ki, bizi uyardılar. Ayakkabılarımızı çıkartıp, toprak yolda yürüyerek kralın yanına geldik. Kral sandalyede biz yerde oturduk. Fotoğraf çekmemize izin vermedi. Normalde ihtişamlı bir giysisi varmış. O gün sıradan giyinmiş. Bu şekilde fotoğraf çekilmek istemedi. Sonra kra­lın sarayını ziyaret edip köyden ayrıldık.

Tamale’den ayrılmadan önce bir de safariye ka­tıldık. Maymun, ceylan, yaban domuzu ve fil gördük. Beş tane fil yirmi metre önümüzden geçti. Safariye gittiğimiz ulusal parkın yakınla­rındaki Gana’nın en eski camisini ziyaret ettik. Caminin çevresinde bize para koparılacak turist muamelesi yapan çocuklardan rahatsız olduk.

Tamele dönüşü tekrar Kumasi’ye geçtik. Gana’da din üzerinde herhangi bir baskı yok. Kampüste Müslümanlar da, Hıristiyanlar da ibadet edebiliyor. Teravih namazını kampüste kıldık. Teravih çıkışı kampüs içinde ilahi söyle­yen Hıristiyanları da gördük. Teheccüd nama­zını ramazanın son on günü kampüste kıldılar. Dokuz rekât iki saat sürdü. O saatte otobüs ol­madığı için gidiş geliş de yaklaşık elli dakika sürdü. Yirmi beş kişilik cemaatin yaklaşık üçte biri bayandı.

Kumasi’den ayrılmadan önce üç gün köyde kaldık. Köyde elektrik yalnızca jeneratörle ve­riliyor, su çeşmeden alınıyordu. Telefon yol ke­narında bulduğumuz iki metrelik yer dışında çekmiyordu. Gana’daki köy hayatını burada yaşadık. Başkent dışında geçirdiğimiz on do­kuz gün boyunca hiçbir Türk görmedik.

Son altı günümüzü başkentte geçirdik. Baş­kente yakın bir şehirde sömürgecilerin Gana’da yaptığı ilk kaleyi ziyaret ettik. Farklı bir kültürü tanımış olarak bir ay sonra hastalıksız, kazasız belasız İstanbul’a geri döndük.

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*