Mukayeseli Hukuk Çalışma Grubu Fıkıh Düşüncesi Toplantıları – 4 /Prof. Dr. Ali Bardakoğlu

Değerlendiren;A. Cüneyd Köksal

İSAR Mukayeseli Hukuk Çalışma Grubu’nun bir faaliyeti olmak üzere, fıkıh ilminin üstadı hocalarımızla bu ilim üzerinde çalışan genç akademisyenleri buluşturma amaçlı Fıkıh Düşüncesi Platformu toplantılarının dördüncüsünün konuğu, Prof. Dr. Ali Bardakoğlu idi. Hocamız, fıkıh alanında araştırmalarını sürdüren akademisyenlerin davetli olduğu toplantıda, fıkıh ilminin günümüzdeki anlamına yönelik düşünce ve tasavvurlarını bizlerle paylaştı.

Prof. Bardakoğlu’nun konuşmasından bazı önemli noktalar:

Fıkıh tabiî, fıtrî, insanî bir ilimdir, tıpkı İslâm dininin tabiî, fıtrî, insânî bir din oluşu gibi. Fa­kihler “Haydi Kur’an’dan, hadislerden hareket­le bir fıkıh ilmi kuralım” diye teorik bir çalış­maya girmediler. Fıkıh ilmi, İslâmî ilkelere göre bir hayat kurma arayışının doğal sonucu olmuş­tur. Ben fıkhı hep hayatın akışı içinde, hayatın bir parçası olarak gördüm ve bu kanaatim hiç değişmedi. Fıkıh kitapları, o yazıldığı dönemlerdeki hayatta ne varsa hepsini içerir: Fıkıhta ahlâk vardır, sosyoloji, psikoloji vardır. Bundan dolayı İslam dünyasında din psikolojisi, din sosyolojisi veya ahlâk araştırması yapmak isteyenler fıkıh kaynaklarına inmelidirler.

Âlimlerimizin güzel bir sözü vardır: “Allah iki resul gönderdi, birisi akıl, diğeri peygamber.” İlkinin gösterdiğini ikincisi teyit etmiştir. Nitekim Kur’an da adaleti, hukuku yeni baştan inşa etmiyor, bu temel ilkeleri hatırlatıp insanları bunlara döndürüyor. Kur’an indikten son­ra müslümanlar hakka, hukuka riayet eden bir toplum haline geldiler. İşte İslâm bir bakıma insanın kendi aslıyla, fıtratıyla buluşması demektir. Fıkıh ilmi de, müslümanların ahiret en­dişesiyle hakka ve hukuka uygun bir hayat arayışının tabii ve fıtrî bir sonucudur.

Fıkhın oluşumunu üç kademede düşünüyorum: 1.Fıkhu’l-fıkh. Müslümanca bir hayat kurma endişesinin temel ekseni, ana fikri budur. Bu, müslüman zihinlerde yer alan temel fikirdir. Nasların temel ilkeleriyle selim fıtrata, sağduyuya dayalı olan temel çerçevedir. Fıkhu’l-fıkh hukuk idesine, insanların fıtratında bulunan hak duygusuna benzetilebilir. Cüz’î olayların nasıl çözümlenmesi gerektiğine dair her türlü yaklaşımın esası bu temel düşüncede bulun­maktadır. Fıkhın başlangıcı ve ana ilkesi budur.

2) Fıkıh

3) Usul-i Fıkıh. Fıkıh ilmi bu üç kademeden oluşur.

Fıkhın kimi zaman Usul-i fıkıhdan doğduğu zannedilir, halbuki bu yanlıştır. Tam aksine, oluşmuş bulunan fıkhın nasıl oluştuğunu eğitim amaçlı olarak açıklayan ilimdir fıkıh usulü. Dolayısıyla fıkıh usulü fıkıh üretmeye yaramaz, oluşan fıkhı izaha yarar. Asıl üretken olan fı­kıhtır, fıkhın dayandığı fıkıh nosyonudur. Ebu Hanife bugün bildiğimiz birçok usul kaidesin­den habersiz olabilir, ama söylediklerinden büyük bir fıkıh ve usul-i fıkıh deryası oluşmuştur.

Zannediyorum İbnü’l-Arabî’nin bir sözü var; “Bütün fıkhın yok olduğu farzedilse” der, “şu dört esas, İslâm borçlar hukukunu yeniden inşaya yeter: 1. ‘Allah alışverişi helal, faizi haram kıldı’ ayeti, 2. ‘Akitlere riayet ediniz’ emri, 3. Resulullah’ın belirsiz (garar) satışı yasaklaması 4. makasıd ve mesalih.

İşte bunun gibi tabii bazı ilkeler fakihlerin zihninde bulunuyor, fıkhî hüküm ve ictihatları bu esaslara göre veriyorlardı. Onların görüş ayrılıkları hak, hukuk, adalet, malumiyeti sağlama gibi ana fikirlerin tatbiki noktasında ortaya çıkmıştır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*