Hikmet Yaman: İslâm Düşüncesinde Hikmet

Değerlendiren;Hasan Umut

İSAR, “İslâm Düşüncesinde Hikmet” adlı seminer vesilesiyle Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Hikmet Yaman’ı ağırladı. 2008 yılında Harvard Üniversitesi’nde tamamladığı doktora tezinden mülhem olarak verdiği konferansta Yaman, hikmet kavramının İslâm düşüncesini anlamada kilit rol oynadığına dikkat çekti. Bilhassa felsefe tarihi ile dinler tarihi arasındaki ilişkinin anlaşılması noktasında bu kavramın ehemmiyeti üzerinde duran Yaman, ilk olarak hikmet kavramının lügavî anlamına değindi ve hikmetin sözlük anlamı itibariyle “fesattan ve kötülükten alıkoyan” şeklinde açıklanabileceğini söyledi. Misafirimiz, Farabi’nin Tahsilü’s-Saade isimli eserine atıfla hikmetin ilk olarak Keldaniler’de ortaya çıktığını, sonrasında sırasıyla Mısır, Yunan, Süryani ve Arap toplumlarına geçtiğini ifade etti. Kısacası hikmet, tarihsel serüveni hayli gerilere uzanan bir kavram olarak karşımıza çıkmakta idi.

Hikmet Yaman, doktora çalışması esnasında yaptığı felsefe okumalarında çok ilginç bir hususu fark ettiğini ifade etti. İslâm felsefe tarihi ile ilgili bilhassa Batı’da yapılan çalışmalarda “tabakatü’l-hükema” literatürünün kullanılmadığını ifade eden Yaman, hicri dördüncü asra kadar geriye giden bu literatürün önemli açılımlara gebe olduğunu belirtti. Yaman, felsefede Yunan efsanesinin ön plana çıkarıldığı söyleme alternatif bir okumanın imkânını, ilk dönemde tabakat eseri verenlerin başında gelen Amiri’nin ortaya koyduğu malumat üzerinden göstermeye çalıştı. Örneğin Amiri, Yunan felsefesinin öncüllerinden sayılan Empedokles’in, Kur’an-ı Kerim’de zikredilen Lokman Aleyhisselam’ın öğrencisi olduğunu ve bu kişinin daha sonra Mısır’a geçerek öğrendiklerini öğrettiğini eserinde zikretmekteymiş. Bir diğer önemli filozof olan Pisagor da Amiri’nin anlatısına göre yolu Mısır’dan geçenlerden. Orada aldığı eğitimden sonra Yunanistan’a gelerek bildiklerini, bunların “nübüvvet kaynaklı” (mişkatü’n-nübüvve) olduğu vurgusuyla anlatmaktaymış.

Konuşma esnasında Yaman’ın bilhassa vurguladığı bir hususu zikretmekte fayda var: Hikmetin, ilmin amelle buluşmasından neşet ettiğini söyleyen Yaman, tek başına bilginin hikmet sahibi olmak için yeterli olmadığını dillendirdi. Örneğin meşhur tabib Galen, alanında çok maharetli olmasına karşın hakim olarak görülmezmiş. Meşhur filozof el-Kindi’nin öğrencisi el-Belhi’nin dediği gibi hakim yani hikmet sahibi, ilmi ile amil olana denir. Bu açıdan hikmetin gayesine de değinen Yaman, İbn Sina’nın amacının, Allah’ın buyurduğu hikmete vukufiyet kesbetmek olduğunu söyledi. Kısacası İslâm düşüncesinde hikmet, marifetullah için gerekliydi. Hikmet arayışında Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerdeki hikmet vurgusunun temel olduğunu söyleyen Yaman, hikmetin felsefe tarihi ile dini aynı potada birleştiren kavram olduğuna dikkat çekti. Konferansın sonunda kendisine yöneltilen soruları misafirimizin cevaplaması ile ufuk açıcı bir program daha son buldu.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*