İmadüddin Halil, İslâm Tarihinin Yeniden Yazımı Hakkında, Dâru İbn Kesir, Şam 2005, Birinci Baskı, 99 sayfa. () Havle İ’âdeti Kitâbeti’t-Tarihi’l-İslâmî

Değerlendiren;Ömer Kelhüseyin

İslâm tarihi, İslâm felsefesi ve İslâmî sanat eleştirisi konularında yaptığı araştırmalarla meşhur olan Prof. Dr. İmadüddin Halil Irak’ta doğmuştur. Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün’de öğretim görevlisi olarak hizmet eden İmadüddin Halil halen Musul Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesidir. Yıllardır sürdürdüğü tarih felsefesi ve İslâm tarihi araştırmalarında sistem ve yöntem sorununu odağa almış olan İmadüddin Halil, İslâm Tarihi yazıcılığının gözden geçirilip yenilenmesi hakkında yeni bir esere imza atmıştır. Eser, üç ana kısım içinde yer alan altı bölüm­den oluşmaktadır.

Eserin birinci bölümünde (s.5-20) Metoda Dair Notlar başlığı altında, İslâm düşüncesinde metodun önemine dikkat çekerek Batı’nın bu konudaki hassasiyetinden ve Müslümanların ek­sikliğinden bahsederek özelde İslâm Tarihi yazıcılığında bu ihtiyacın, birçok sebepten dolayı elzem olduğunu vurgulamaktadır. Özetleyerek sıraladığı on sebepten bazıları şunlardır: İslâm Tarihi yazıcılığının belirli bir hedef ve vizyona sahip olmaması, eleştirel bakışın yokluğu veya eksikliği, aşırı toplama eğilimi, sentetik metodun yokluğu. Son yarım yüzyılda gereken meto­du uygulamaya yönelik bazı girişimler yaşanmış, ancak hiçbir kayda değer netice vermemiştir. Aslında İslâm tarihi yazıcılığı metodunu yenilemek veya tekrar gözden geçirip analiz etmek imkansız değildir, ancak bazı sebepler buna engel teşkil etmektedir. Bu sebepleri sıralayarak hastalığı teşhis etmek gerekir, çünkü hastalık teşhis edildiği zaman uygun ilacı bulmak kolay olacaktır. Bu durumla ilgili bazı sebepler şunlardır: Yapılması gereken yenilik hakkında fikir ayrılığı ve takım ruhu yokluğu, konuyu ideolojik olarak ele almak ve halis niyetten yoksun bir reklam haline getirmek, İslâm aleminin siyasî ve coğrafî ayrılığı, bütün alanlarda ihtisas sahibi eksikliği, maddî imkanların yetersizliği ve bütün bu olumsuzluk ve başarısızlığın ge­tirdiği ümitsizlik. Son olarak sıralamış olduğu bu sebeplere çözüm üretmekte ve çıkış yolu göstermektedir.

İkinci bölümde (s.21-53) Erken Girişimler başlığı altında yazar, İslâm tarihçisinin herhangi bir tarihî meseleyi araştırmak isteyip kaynaklara indiği zaman rivayet denizlerinde boğulacağını belirtir. Örneğin kimse Taberi’nin devasa ciltlerini karıştırırken zorlanmamıştır. Problem kay­nakların zengin oluşu değil bazen birbirileriyle çelişkiye kadar giden farklı rivayetler karşısında ne yapılması gerektiğidir. Bu konuda bazı tarihçilerin getirdiği çözümlerden bahseden yazar sonrasında eski tarihçilerin bu kadar rivayeti toplama gerekçelerini sıralamaktadır: 1- Zaman­larında mevcut bütün rivayetleri topladıklarını ve sadece naklettiklerini açıkça söylemişlerdir. 2- Birçoğu kendi görüşlerine uymayan rivayetleri bile aktarmışlardır. 3- Bütün bu rivayetleri aktarırken râvîlerini zikretmişlerdir, binaenaleyh sorumluluk okuyucuya kalmıştır. Yazar daha sonra Kâdî Ebû Bekr İbnü’l-Arabî’nin el-Avâsım mine’l-Kavâsım’ı ile İbn Haldun’un Mukaddime adlı eserlerinde zikredip uygulamaya çalıştıkları çözümleri örnekleriyle aktarmıştır.

Üçüncü bölümde (s.53-98) yazar, çalışmalarına üç yön belirlemeye yoğun ilgi göstermeden hiç kimsenin İslâm tarihi metodunun özelliklerini ele alabileceğini iddia edemeyeceğini belirtir. İlk olarak, Kur’an-ı Kerim’in tarihe büyük önem verdiğini; geçmişin detaylarına değil hayatın değiş­meyen kural ve kaidelerine dayalı mükemmel bir metot sunduğunu öne süren yazar, bu İslâmî metodun en önemli özelliklerinin onun esnekliği ve mezhepçilikten uzak oluşu, gerçekçiliği, kanunsallığı ve kapsayıcılığı olduğunu belirtir. Yazar bundan sonra İslâm tarihi hareketinin bazı özellikleri ve temel göstergeleri hakkında bir öneride bulunmak istediğini ifade eder:

1-İnanç ve Hareket: (s.69-73) Hz. Peygamber vahiyle buluştuğu ilk andan itibaren inanç hare­ketle buluşmuştur. Şöyle ki ümmi olan bir peygambere oku emri sadece bir yazıyı göz ile takip etmekten ibaret olmayıp, Allah hakkında daha derin ve kapsayıcı bir imana doğru hareket ve gayrete teşviktir. Nitekim Hz. Peygamber bu hareket emriyle, kanaat hakkında tefekküre dalmış, daha sonra bu emir insanlara tebliğ şeklini almış, daha sonra da hicretin gerçekleşmesine vesile olup İslâm’ı bir devlet haline getirmiş ve Raşit Halifelerle İslâm’ın evrenselliğine doğru hareket devam etmiştir.

2-Medeniyetsel Asalet ve Açıklık: (s.73-75) Müslümanlar dünyaya açılıp kısa bir zamanda asil bir medeniyet ortaya koymuştur. İslâm medeniyetinin bu asaleti, başka medeniyetlerde yok olma­dan kendi varlığını korumaktan ve aynı zamanda diğer medeniyetlere açık olmaktan kaynak­lanmaktadır.

3-Meydan Okumalara Yanıt: (s.75-77) İslâm, medeniyetsel meydan okumalar yanında siyasî, askerî ve uluslar arası meydan okumalara da maruz kalmıştır. İslâm tarihi, aynı zamanda bir ça­tışma tarihidir. Hiçbir ümmet İslâm ümmeti kadar şiddetli ve ağır saldırılara maruz kalmamış­tır. Bu saldırıların bazılar şunlardır: Arap putperestler, Farslar, Bizanslılar, Haçlılar, Moğollar, İspanyollar, vb. İslâm alemi bütün bu saldırılardan muzaffer çıkmıştır.

4- Bağlılık: (s.77-81) İslâm tarihi boyunca değişen birçok devlete ve yönetim şekline rağmen Müslüman toplum inancının temel prensiplerine bağlı kalmıştır.

 

5-Benzersiz Denge: (s.81-82) İslâm tarihinin ve İslâm medeniyetinin en mümtaz özelliği eşsiz dengesidir. İslâm düşüncesinin tam merkezinde ve tarihî sürecinin tam kalbinde yer alan bu denge her alan ve aşamada görülmektedir. İşte bu özellik Kur’an-ı Kerim’in (vasat) adil ümmet diye adlandırdığı dengedir.

Metot: temel şartlar: kısmında yazar, İslâm tarihini yazma metoduna varınca veya tekrar gözden geçirip analizini yapınca daha önce zikretmiş olduğu verileri de göz önünde bulundurarak şu temel şartların olması gerektiğini savunur:

  1. Bir taraftan tarihe İslâmî yorum getirilmesi vurgusu yapılırken, diğer taraftan analizin getir­diği temel değerlere vurgu yapmak gerekmektedir.
  2. Ciddi bir tarih çalışmasında, eleştirel duyu sahibi olan yapıcı insanlara ihtiyaç olduğuna dik­kat çekmek lazımdır.
  3. Askerî ve siyasî araştırmalarla medeniyetsel analizler arasında denge sağlanması gereklidir.
  4. Tarihî, siyasî ve medeniyetsel olayların akademik anlatısı ile olaylara yorum vesilesi olan felsefî pozisyonlar arasında denge sağlanması gereklidir.
  5. Tarihî rivayetlerimizi ele alırken oturaklı ve eleştirel bir üslup edinilmesi lazımdır.
  6. Tarihî araştırma, önceden çizilmiş senaryolara göre değil vakalara dayanmalıdır.
  7. Metot ve konu bazında, Batılı ve Doğulu müsteşriklerin verilerine karşı ilmî bir pozisyon edinmek gereklidir.
  8. Tarihçi güncel hadiselerden etkilenmelerini çalışmalarına yansıtmamalıdır.
  9. Tarihî rivayetlere, felsefî pozisyonlara ve oryantalist harekete yönelik eleştirel yaklaşım ge­rekmektedir.
  10. Son olarak İslâm tarihinin yeniden yazılması veya yeniden analizi, sıfırdan tekrar başlamak veya günümüze kadar tarihçilerin yazdığını tamamıyla reddetmek anlamına gelmemekte­dir ve böyle bir uygulama ilmî olmayacaktır.

Kısaca yazarın hedefi, atalarımızın verilerinin kabul edilir olanını kabul eden, kabul etme imkânı olmayanları reddeden, ilmî ve adil bir metot ortaya koymaktır. Adil bir anlayış; eski rivayetlere teslim olmayan veya delillerle hareket eden objektif bir görüştür.

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*