Mihrimah Sultan Camii

Yazan;Ömer Koçyiğit

Camiler müminlerin buluşma mekânıdır. Şehirlere inançlarını aksettiren Müslümanlar camileri meydanların ortasına inşa etmiş, cami merkezli şehirlerde evler kıbleye yönelik yapılmıştır. İlmin, kültürün, muhabbetin ve sanatın odak noktasındaki camiler şehrin en sağlam binaları olarak yüzyıllarca ayakta kalmıştır. Bunun en güzel örneklerinden biri, Üsküdar’a uzanan yolların son noktasında, semtin dokusuna mührünü vuran Mihrimah Sultan Camii’dir.
İSAR’a giderken vapurdan indiğimizde yöneldiğimiz gibi, yolu Üsküdar’a yolu düşen ehl-i kıble müminler soluğu Mihrimah Sultan Camii’nin avlusunda alır. Cami bu yönüyle “toplayan, bir araya getiren” özelliğindedir. Her gün yüzlerce diriyi namazla buluşturduğu gibi onlarca meyyit de cami haziresinde bir aradadır. Aynı şekilde şifahane, sübyan mektebi, hamam, çarşı ve medreseden oluşan yapılar bu külliyede cem olmuştur. Halen bu yapılardan bazıları kullanımdadır ve bu külliyenin baş eseri camidir.
Caminin yapımı 1540 ve 1547 yılları arasında gerçekleşmiştir. Eser Koca Sinan’ın erken dönem yapıtlarındandır. Klasik dönem Osmanlı mimarisinin de güzel bir örneğidir. Mimar Sinan’ın deniz kıyısına yaptığı camiler, tepelere yaptığı camilerden küçüktür. Böylece şehir plan­laması tepelerdeki büyük camilerin haki­miyetinde kıyıya doğru iner. Kıyı camileri arasında ise Mihrimah Sultan Camii, dik­kat çekici bir büyüklüğe sahiptir.

Mihrimah Sultan Camii iç mekân tasa­rımı açısından sade motiflere sahiptir. Kubbenin ortasındaki celi sülüs yazıda lafzatullah ve esmaü’l-hüsna’dan örnekler vardır. Aynı ör­nekler kubbe altındaki kemerlere bitişik yarım daire çerçevelerde de mevcuttur. Kubbe ve duvar­ları süsleyen kalem işi örnekleri de klasik dönem üslubunu çok güzel yansıtmaktadır.

Eserin bânisi Mihrimah Sultan Kanuni’nin yegâne kızıdır. Adına yaptırılan diğer cami Edirneka­pı’dadır. Bir padişah kızı olmasından ötürü çift minareli cami yaptırabilmiştir. Zira Osmanlı’da pa­dişahın birinci dereceden akrabaları dışındakilere çok minareli cami yaptırmak serbest değildi. Mihrimah Sultan’ın kocası Rüstem Paşa’nın Eminönü’nde yaptırdığı caminin tek minareli olması bu uygulamaya örnektir. Minare sayısı, eski dönemde halkın Cuma namazını hangi camilerde kıl­dığını da göstermektedir.

Osmanlı’da camiler bânisinin adıyla anılırdı. Buna istisna olarak padişah annelerinin yaptırdığı camiler gösterilebilir. Valide camileri olarak bilinen bu camiler semtin adıyla da bilinir. Örneğin

Üsküdar’da ve Eminönü’nde bulunan Yeni Valide camileri bulundukları beldenin isimleriyle zikro­lunur. Üsküdar Yeni Valide Camii yapıldığı zaman Mimar Sinan’ın Nurbanu Sultan için yaptığı cami Valide-i Atik diye bilinir olmuştur. Mihrimah Sultan padişah validesi değil de padişah kızı olduğu için camii onun adıyla meşhurdur.

Mihrimah Sultan Camii’nin mimarı Koca Sinan, denizin dudağına (leb-i derya) yaptığı bu camiy­le İslâm kültür öğelerini Üsküdar’a kazımış, inşa ettiği Valide-i Atik ve Şemsipaşa Camileriyle de adeta Üsküdar’ın o dönemki sınırlarını çizmiştir. Üst üste yerleştirdiği kesme taşlarla inşa edilen cami, dört büyük kolonun üzerine konulan on bir metre çapında tek kubbesiyle cemaati sarar, muhafaza eder. Kubbenin ağırlığını taşıyan alt duvarın üç tarafında yarım kubbeler vardır. Denize bakan ön cephede ise yarım kubbe yoktur, kemer altı perde duvarla örtülüdür.

Mihrimah Sultan Camii’nin meydan tarafındaki cephesinde büyükçe bir güneş saati bulunur. Bu­nun bir cami üzerinde bulunması şaşılacak bir şey değildir. Zira büyük camilerin müezzinleri aynı zamanda muvakkitlik görevi yaparlar. Namaz ve oruç vakitleri için güneş ve ay hareketlerini bil­mek gerekir ve müezzinlerle muvakkitler bu konuda kendilerine danışılan kimselerdir.

Mihrimah Sultan Camii minarelerinden yükselen ezan, komşusu olan Yeni Valide Camii ile karşılık­lı okunur eskiden beri. Güzel sesli müezzinler, insanın gönlüne hitap eden makamlarla doyumsuz bir lezzet yaşatır günde beş kere. Bu yüzden bu camilere müezzin atanırken çok titiz davranılmış­tır. Müezzinlik, bir beldedeki Müslümanların duygularına tercüman olmaktır zira; ezan Allah ile buluşmanın, ümmeti bir araya getirmenin nidasıdır.

Bugün yanı başımızda bulunan Mihrimah Sultan Camii’nin avlusunda kıldığımız namazın ardın­dan tarihten esen rüzgarı bir kez daha hissetmeliyiz. Tarihin tanıklığını yapan bu eserler, görü­lebilir olmaktan öte, okunabilir olmalıdır bizim için. O zaman mekân algısı bizde farklı bir boyut kazanır. Mekânın hafızası kadim eserleriyle ortaya çıkar. Mihrimah Sultan Camii, bu okuma için bize ilham verecektir. Buyurun karşımızda satır satır duran bu eseri okumaya…

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*