Neden Arapça Bir Doktor Adayı Öğrensin ki?

Yazan;Hasan Umut

İSAR’da yürütülen programın temeli Arapça eğitimine dayanmaktadır. Bir diğer deyişle, bu müessesede eğitim görmeyi hedefleyen öğrenciler hangi alanlardan gelirlerse gelsinler Arapça’yı en iyi şekilde öğrenmek yolunda bir tercih yapmışlardır aslında. İşte bu nedenledir ki, sadece ilahiyat eğitimi alanlar değil, sosyal bilim öğrencilerinin yanında tıp, mühendislik, fizik veya kimya gibi alanlarda okuyan pek çok arkadaş da İSAR programının birer ferdidirler.

Kimi zaman bu durumu şaşırtıcı, hatta garip bulanlar oluyor. Örneğin gelecekte beyin cerrahı olmak isteyen bir doktor adayı hangi gerekçelerle Arapça öğrenebilirdi ki? Hedeflediği uzmanlık alanı ile ilgili literatürü taramak istiyorsa İngilizce yeter de artardı bile. Peki ya fizikçiye ne demeli? Kuantum parçacıkları ile ilgili yüksek seviye matematiksel modellemelerle Arapça’nın hiçbir alakası yoktu aslında. Bu şekilde düşünenlere bakılırsa İslâmî ilimler alanında çalışmayan hiç kimse için Arapça gereklilik değil, olsa olsa heyecanlı ve hoş bir serüvendi ki, öğrencilik hayatının nihayete ermesi ile bırakılacak ve tatlı bir anı olarak kalacaktı.

İslâm dünyasının entelektüel hal-i pür-melâli açısından tekrar tekrar düşünülmesi gereken bir hali yansıtıyor bu tarz yorumlar. İlk dönem meşhur fakihlerin gündemini meşgul eden sorulardan birinin “Bir Müslüman Arapça dışında bir dil konuşmalı mı?” olduğunu öğrenince dün ile bugün arasındaki uçurumun vahametini fark etmemiz zor olmuyor. Peki ne idi Arapça’yı seleflerimiz nazarında bu derece ehemmiyetli kılan? Başka bir deyişle, bizim Arapça’yı belirli bir alana münhasır görme eğilimimiz nereden kaynaklanmaktaydı?

Karşılaşılan sorunlardan belki de en önemlisi, ilim öğrenme sürecini, farkında olarak veya olmayarak, salt meslekî bir uğraş olarak görmemizdir. Dolayısıyla bir öğrencinin öğrendiği her bilginin sadece meslekî gayeye uygun olması gerektiği farzedilmektedir. Örneğin bir ilahiyat öğrencisi iştigal edeceği meslek itibari ile Arapça’ya ihtiyaç duyacaktır hiç kuşkusuz. Fakat bir elektronik mühendisi için aynı şey geçerli değildir. O halde ilkinin

Arapça öğrenmesi elzem, diğeri için ise fuzulidir. Burada karşımıza çıkan sorun, üniversite eğitiminden ne beklediğimizle de ilintili aslında. Mahiyetine dair ciddi sorgulamalara muhatap olsa da üniversiteler günümüzde entelektüel faaliyetin ana eksenini oluşturmakta ve üniversiteden maksadın sadece meslek edinme olarak görülmesi ile birlikte entelektüel birikimimizde ciddi erozyonlara maruz kaldık. Halbuki sadece bir yüzyıl önceki aydınlara baktığımızda bile, entelektüel canlılığı sağlayan pek çok kişinin doktor, mühendis veya asker olduğunu ve bunların Arapça dahil birkaç dili çok iyi bildiklerini görüyoruz. Üniversite eşittir iş denklemi ne zaman bozulur bilemem ama bunun entelektüel sıkıntılarımızın önemli nedenlerinden olduğu aşikâr.

Arapça’nın salt meslek için öğrenilecek bir dil olmadığını tahmin etmek zor olmasa gerek. Başta Kur’ân-ı Kerîm’in bu dilde nüzul etmiş olması, bu dilin Müslümanların hayatının her daim merkezinde yer alacağının en büyük delili. Öte yandan yüzyılların hülasası olan İslâm entelektüel birikimi bize esas itibariyle Arapça kanalı ile intikal etmiştir. Dolayısıyla Arapça, entelektüel canlanmanın, geçmişin birikiminden istifade etmenin ve onunla hesaplaşmanın en önemli aracı. Bu varoluşsal arayış ise meslek mefhumuyla sınırlandırılamayacak kadar önemli ve gerekli. Öte yandan günümüzün en önemli meselelerinden olan İslâmî ilimlerle çağdaş ilimler arasındaki ilişkinin artırılması ihtiyacı için bu ilimlerle meşgul insanların Arapça ve İslâmî ilimleri belirli derecede öğrenmesi bir hayli önemli. Örneğin klonlama çalışmalarının İslâmî açıdan mahiyetinin tespit edilebilmesi, her iki alandaki uzmanların irtibatı ve yoğun bilgi alış-verişi ile mümkün olacaktır.

Şimdiye kadar Arapça öğrenimine sadece ilmî açıdan yaklaştık. Bunun yanında dünyada iki yüz elli milyondan fazla insanın ana dilinin Arapça olduğunu da hatırdan çıkarmamak gerek. Arapça eğitimi bizi bu coğrafyalara daha da yakınlaştıracak ve sosyal, kültürel, ekonomik, politik ve tabii ki ilmî diyalogları artıracaktır. Arapça konuşulan bölgelerdeki insanlarla İngilizce veya Fransızca da anlaşabileceğimizi söyleyip Arapça’nın zaruriyattan olmadığını söyleyenler de çıkacaktır. Fakat Arapça, ortak birikimimizi ifade etmesi bakımından ayrı bir önemi haizdir ve ortaya çıkaracağı fırsatlar diğer dillerin kazandıracaklarından çok daha fazla olacaktır.

Yirmi birinci yüzyıl pek çok açıdan değişimlere şahitlik etmekte ve daha da edeceğe benziyor. Bu süreçte entelektüel farkındalığımızı ve yeni bir söz söyleyebilme kapasitemizi, bu meselelerle ne kadar uğraştığımız belirleyecek. Bu nedenle hangi meslekten olursa olsun derdi olan herkesin yapabileceği bir şeyler olduğuna ve Arapça’nın ortak hafızamız olduğunun bilinciyle davrandığımızda ilmen çok daha dinamik bir süreç yaşayacağımıza yürekten inanıyorum. O halde bu yeni süreçte gerekli yetkinliği kazanabilmek adına başlıktaki soruyu değiştirmenin vaktidir: Arapça dışında hangi dilleri daha öğrenmek gerekli?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*