Prof. Dr. Recep Şentürk: CV’de Olmayan Hayatım

Değerlendiren;Miraç Uğur

Bu seferki İSAR sohbetinde Prof. Dr. Recep Şentürk’ün hayatında etkisi bulunan ço­cukluk anılarını, ilmî serüvenini ve entelektüel gelişimindeki safhaları kendi ağzın­dan dinledik. Sohbetin başında hayatını “bir arayış” olarak tanımlayan Recep hoca, öncelikle yetiştiği çevreyi anlatmaya başladı.

Recep hoca, büyüdüğü yeri mütevazı, “ne zengin ne fakir” bir aile olarak tarif etti. Anne tarafı ilim ile meşgul olurken, Recep hocanın baba tarafı ise ticaret ile iştigal ediyorlarmış. Babası tarafından hep özen ve güven ile büyütüldüğünü söyleyen Recep hocanın, okumaya ve kitaba ilgisi erken yaşlarda başlamış. Kırtasiyedeki, kütüphanedeki, yani bulabildiği her yerdeki kitapları okuyup öğüten Recep hocanın bu ilgisinin ilmî bir arayışa dönüşmesi ise, İmam Hatip yıllarında gerçekleşmiş. Yetiştiği çevre olan Cerrahpaşa’da ve Haseki külliyesi çevresinde bir çok hocayla tanışan ve ders alan Recep hoca, karşısına çıkan bu fırsatları “Allah’ın bir nasibi” olarak tanımlıyor. O günlerde bir çok fedakar hocaya sahip olduğundan da söz ediyor Recep hoca. Babasının kuruyemiş dükkanını ilim öğrenilen bir alana dönüştüren Recep hocanın, acildeki çocuğunu bırakıp ona ders vermeye gelebilecek kadar geniş gönüllü hocaları da olmuş. Okuduğu ki­taplarda veya ilim talim ettiği hocalarda hiçbir zaman siyasî bakımdan bir ayrıma gitmeyen Recep hoca, çalışkanlığıyla da hocalarının gözünde rahatça öne çıkmış.

Recep hoca, farklı farklı hocalardan ve farklı dil okullarından sarf ve nahiv dersleri almış, kısa zamanda merakıyla ve iştiyakıyla da Arapçasını geliştirmiş. Ve bu durum kitaba olan ilgisiyle de birleşince, Arapça kitaplara yönelmeye başladığını belirtiyor Recep hoca. Haseki külliyesindeki hocasıyla sık sık kitap almaya gidermiş mesela, Ebussuud tefsiri o zaman al­dığı eserlerden.

İmam Hatip’te İslâmî ilimlere yönelme isteği iyice belirginleşen Recep hoca, ders vermeye daha o yıllarda başlamış. İmam Hatip’in o yıllardaki içler acısı halinden bahseden Recep hoca, cemiyet ve dergi gibi faaliyetlerle talebelerin eğitimi konusunda gösterdikleri çabalar­dan bahsediyor. Bir yandan da Arapça derslerine devam ediyor ve civardaki tıp fakültesin­ den tanıştığı Arap öğrencilerle sohbet ederek Arapçasını geliştiriyormuş. Anne tarafından dedesinin bir çok klasik kitabı da –Hazin tefsiri, el-Keşşaf gibi– Recep hoca’ya intikal etmiş.

İmam Hatip yılları Recep hocanın, entelektüel şahsiyetinin de geliştiği yıllar olmuş böylece. İlahiyata gitmeden önce bir de ilginç macerası var hocanın. Kendisine hedef olarak Arapça, Farsça ve İngilizce’yi öğrenmeyi koyan hoca, bu iş için uygun yer olarak Pakistan’ı seçtiğin­den bahsediyor. İlahiyata girmeden İslâmabad’a bu amaçla giden hoca umduğunu bulamayıp gerisin geriye dönüyor Türkiye’ye.

Sonra ilahiyata kaydolan Recep hoca, üniversite öğrenimine başlıyor. Bir yandan kafasında Batı kökenli sosyal bilimleri öğrenme hedefi beliriyor. İlk çevirisini Muhammed Sıddıki’nin “Bilimin İslâmi Temelleri” adlı makalesiyle yapan Recep hoca, makalenin bir bakıma İslâm’a bilimsel temel arayanlar için bir cevap olduğunu söylüyor. İlahiyata sıfır İngilizceyle giren Recep hoca, son sınıfta ilk İngilizce-Türkçe çevirisini yaparak mezun oluyor.

Tasavvufla tanışıklığıyla alakalı ise imam hatip okulundaki öğrencilik yıllarında yaşadığı il­ginç bir anıyı naklediyor hoca. Daha çok fıkıhla ve irfani olmayan ilimlerle ilgilendiğinden dolayı o yıllarda tasavvufla pek bir haşır neşirliği bulunmayan Recep hocada imam hatip okulu 6. sınıfta bir şüphecilik baş veriyor. Bir çok felsefi problem kafasını meşgul ediyor. Bir kütüphanede tesadüfen rastladığı Mevlana’nın Fihimafih adlı eseriyle tanışmasıyla bir çok şüphesinden kurtulduğunu belirtirken, o yıllardan beri Mesnevi’nin başucu kitaplarından biri olduğunu söylüyor.

Doktora yaptığı yıllarda Prof. Dr. Ümit Meriç’e asistanlık yapan Prof. Dr. Recep Şentürk’ün tezi de yavaş yavaş şekillenmeye başlıyor. Fıkıh ile Batı kökenli sosyal bilimlerin karşılaştırıl­masının gerekliliğine eğilen Recep hoca, bölümdeki hocalar tarafından tepkiyle karşılanıyor. Bir gün Hayrettin Karaman hoca, onu yurtdışına doktorasını tamamlamaya göndermeyi tek­lif ediyor. Bundan sonra bir çok istişarelerde bulunan Recep hoca, en sonunda gitmeye ve bu fırsatı kaçırmamaya karar veriyor. İSAM’dan da burs ayarlanıyor ve Recep hoca Amerika’ya gidiyor. Ümit Meriç’in ise kendisinin gitmesine çok üzüldüğünü belirtmeden edemiyor hoca.

Sohbet bu şekilde tamamlanırken, Recep hocanın hayatının diğer yarısını da dinlemek iste­diklerini ve bu sohbetin yarım kaldığını söyleyenler oldu. Başka bir fırsat vesilesiyle buluş­mak ve tekrar dinleyebilmek umuduyla bu keyifli sohbet sona erdi.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*