İSAR İSLAM VE FİNANS SEMİNERLERİ -2 / Ahmet Albayrak – Tarihi Gelişim Sürecinde Katılım Bankacılığı Modeli ve Paydaş Sorumluluğu

İslami finans sisteminin her yönüyle tanıtılması ve tartışılması amacıyla vakfımızın başlattığı konferanslar serisinin ikinci konuğu Kuveyt Türk Katılım Bankası Genel Müdür Yardımcısı Dr. Ahmet Albayrak idi.

Değerli konuğumuz, dünyada ve Türkiye’ de katılım bankacılığının tarihsel gelişimini ve dünyada katılım bankacılığının mevcut uygulama modellerini anlatarak konuşmasına başladı. 1963 yılında Mısır’da bir İslami bankanın kurulması ile küresel finans sitemine katılan katılım bankacılığı en son 2006 yılında Avrupa İslami Yatırım Bankası’nın (EIIB) kuruluşu ile finans sistemindeki konumunu biraz daha genişletti. Türkiye’ de ise ilk defa 1983 yılında 83/7506 sayılı kanun hükmünde kararname ile özel finans kurumlarına yasal faaliyet izni verildi. Türkiye’ deki serüvenine “Özel Finans Kurumu” ünvanı ile başlayan katılım bankaları, 1999 yılında, 4491 sayılı kanun ile 4389 sayılı bankalar kanunu kapsamına alınarak geleneksel bankaların statüsüne kavuşmuş oldular. 2005 yılında ise 5411 sayılı “Bankacılık Kanunu” ile özel finans kurumlarının ismi “Katılım Bankası” olarak değiştirildi. Halihazırda dört katılım bankası Türkiye’ deki faaliyetlerine devam etmektedir.

Dr. Albayrak’ın sınıflandırmasına göre katılım bankacılığı günümüzde üç farklı modelle varlığını devam ettirmektedir. Birincisi, sadece katılım bankacılığı işlemleri yapan salt katılım bankalarıdır. İkincisi ise geleneksel bankaların kendi bünyeleri içerisinde kurdukları ve katılım bankacılığı işlemleri yapan birimlerdir. Üçüncüsü ise geleneksel bankaların ortak olduğu katılım bankalarıdır. Dr. Albayrak, katılım bankacılığının hem Türkiye finans piyasasındaki hem de küresel finans piyasasındaki tarihçesini özetledikten sonra geleneksel bankacılık sistemi ile katılım bankacılığı sistemini ayrıntılı bir şekilde karşılaştırdı. Şekil 1 ‘de geleneksel bankaların işleyiş sistemi; şekil 2’de ise katılım bankalarının işleyiş sistemi ana hatları ile özetlenmiştir. Albayrak, geleneksel bankacılık sistemi ile katılım bankacılığı sistemi arasında bir takım benzerlikler bulunmakla beraber özellikle de fon toplama ve fon kullandırma usulleri açısından aralarında çok büyük farklılıklar bulunduğunu vurguladı. Evvela; katılım bankalarının, hem mudilere anaparaları haricinde yaptığı ödemelere hem de kredi kullanan müşterilerinden talep ettikleri fon (kredi) tutarı üzerindeki bedele kar payı denmektedir. Bu ilave ödemelere geleneksel bankacılık sisteminde ise faiz adı verilmektedir. Bu farklılık hiç kuşkusuz katılım bankalarının hem fon toplama hem de fon kullandırma sürecinde uymak zorunda oldukları bir takım ilkelerin doğal sonucudur. Bu ilkeler neticesinde katılım bankalarının fon toplama ve fon kullandırma (kredi verme) yöntemleri geleneksel bankaların fon toplama ve fon kullandırma yöntemlerinden farklılık arz etmektedir. Dr. Albayrak, katılım bankalarının fon kullandırma yöntemlerinden olan mudaraba ve murabaha yöntemlerini detaylı bir şekilde izah ederek söz konusu farklılıklara örnekler verdi. Murabaha yönteminde bir mala ihtiyacı olup da gerekli kaynağı bulamayan müşteri, katılım bankasından söz konusu malın satın alınmasını ister. Müşteri hem katılım bankasına malın satın alınmasını emretmekte hem de katılım bankasının satın aldığı malı bankadan satın almayı vaat etmektedir. Müşterinin bu emir ve vaadi üzerine katılım bankası, nitelikleri belirtilen malı satın alır. Maliyetinin üzerine müşteriyle anlaştıkları miktarda bir kar koyar. Müşteri bankadan bu malı alır. Parasını bankaya taksitlerle ve bankayla anlaştığı şartlar çerçevesinde öder. Bu yöntemde katılım bankası bir bakıma ticaret yapmakta; satın aldığı bir malın satın alış fiyatı üzerine kar payını ekleyerek malı müşterisine satmaktadır. Geleneksel bankacılık sisteminde ise bankanın ticaret yapması söz konusu değildir. Sadece fon tedarikçisi konumundadır. Mudaraba ise ticaret yapmak üzere sermaye sahibi ile (o sermayeyi çalıştıracak) üretici (girişimci) arasında yapılan özel bir akiddir. Bir başka ifade ile bir tarafın emek diğer tarafın sermaye sağladığı; kar veya zararın paylaşıldığı ortaklık biçimidir. Eğer yapılan ticaretten kar sağlanabiliyorsa, sermayedar ve üretici karı anlaştıkları yüzde oranına göre bölüşürler. Eğer sermaye eksilmeksizin ve artış da göstermeksizin olduğu gibi kalacak olursa, o zaman sermaye sahibi koyduğu sermayeyi alır, emeğiyle ortak olan ise hiçbir şey almaz. Eğer ticaret zarar eder, sermayenin bir kısmı ya da tamamı kaybedilirse, sermaye sahibi bütün zararı üstlenir. Emek sahibi kaybolan sermayenin tamamını veya bir kısmını tazminle yükümlü değildir. Mudaraba usulünde ticaret için gerekli sermayeyi tedarik eden tarafkatılım bankasıdır. Ticaret yapmak isteyen girişimci emeğini şirkete ortak eder. Katılım bankası ise sermayesini ortak eder. Şirketin iflası veya zararı halinde katılım bankası zararı tazmin eder. Girişimci ise sadece emeği karşılığında bir getiri elde edememiş olmanın maliyetine katlanır. Sermayenin tazmininden sorumlu değildir. Bu fon kullandırma yöntemi tamamıyla katılım bankalarına özgüdür. Geleneksel bankalar kullandırdıkları fonların karşılığında faiz getirisini mutlaka elde ederler. Fon kullanan gerçek ya da tüzel kişinin ticaret neticesinde zarar etmesi veya iflas etmesi geleneksel bankaların faiz getiri hakkını ortadan kaldırmaz. Her kurumun, kuşkusuz, etkileşim içerisinde bulunduğu gerçek ve tüzel kişilerden oluşan bir çevresi vardır. Katılım bankası sermayedarlarını, katılım bankalarının danışma kurullarını, katılım bankaları birliğini , bankacılık sistemi düzenleme ve denetleme kurumlarını, katıiım bankası müşterilerini, katılım bankası çalışanlarını ve yöneticilerini katılım bankalarının etkileşim içerisinde olduğu çevresel öğeler olarak sıralayan Albayrak bu öğelerin katılım bankalarına olan sorumluluklarını, karar ve davranışlarında göstermeleri gereken özellikleri de açıkladı.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*