İsar Tez Sunumları / Hasan Umut

Değerlendiren;Fatih Mintaş

İsar Tez Sunumlarında Şubat ayında Hasan Umut’u dinledik. Yüksek lisans tezinin başlığı: İsmail Gelenbevi at the Engineering School: 1he Ottoman Experience of European Science through Logarithms Osmanlı bilim tarihi üzerine yazma isteği ve bu konunun gitgide daha da önemli hale gelmesi sebebiyle bu konuyu seçtiğini söyleyen Umut, 18. yüzyılın çok kritik bir dönem olduğunu söyledi; zira bu dönem modern dönemin hemen öncesi olup Avrupa’dan gelen yeni bilgiyle ilk karşılaşmaların yaşandığı dönemdi. İsmail Gelenbevi’nin medrese ekolünden gelen ve aynı zamanda da yeni bilimi bilen biri olması kendisini daha ilginç kılmaktadır. “Osmanlı’da “bilim” neye tekabül etmektedir? Osmanlı’da bilim ne demektir?” gibi sorular çerçevesinde ilerleyen tez, üç ana bölümden oluşmaktadır. “Gelenbevi, yazdığı logaritma eseri ile toptan bir sistemin mikro düzeydeki yansıması olarak klasik alim profili yanında aynı zamanda mühendis olarak da okunabilir. Genel teamül olarak bu tarz eserler latinize edilip kısa yoldan bir tez yapılır. Oysa bunu yapmak istemediğim için daha esaslı bir mesele olarak bu konu üzerinden Osmanlı sisteminin yaşadığı dönüşümün bir parçası ve küçük bir örneği olması hasebiyle konuyu daha geniş çerçevede ve sosyal bilimler açısından ele aldım’: diyen Umut İsmail Gelenbevi’nin kısaca hayatını ele aldıktan sonra ilmi hayatında yıldızının parlamasını, onu çok etkileyen iki hocasıyla birlikte ele almıştır. İstanbul’da Soğukkuyu ve Fatih Medreseleri’nde dersler aldığı söylenmektedir. Gelenbevi örneğinde de görüldüğü üzere Mühendishane’de hocalık yapan ulemanın devlet kademesinde yükseltildiği görülmektedir. Vakıf sistemine dayanan medrese geleneği yanında devlet kontrolündeki mühendishane kurumunun Gelenbevi örneğinde ulema üzerindeki etkisi burada önemlidir. Burada ayrıca Gelenbevi’nin tavrı da önemlidir. Gelenbevi’nin durumu, öğrencisi ve ilmiyeden olmadığı halde mühendis olmaya oldukça istekli olan Seyyid Mustafa ile karşılaştırılarak da daha iyi anlaşılabilir. Zira o mühendisliğin iş hayatı ve devlet kademesinde önemli olduğunu düşünmektedir. İsmail Gelenbevi Mühendishane üyesi olmakla birlikte bir taraftan da klasik islami ilimlere dair eserler vermeye ve medresede de derslere devam etmiştir. Daha sonra tezin merkez tartışması olan logaritma özelinde Osmanlı ilmi geleneğinin Avrupa’dan gelen bilgiyle karşılaşması ve bunun sonucunda aldığı tavır vardır. Gelenbevi’nin eseri 1787 yılında yazılmış ve ayrıntılı tablolar bulunmakla birlikte eldeki nüshalarda bu tablolar yoktur. Eldeki nüsha işlemlerden ziyade anlatıma dayanmaktadır.

Bu karşılaşmaya göre bir devlet refleksi olarak bilimsel düzeyde bir çekişme ve Osmanlı uleması ile Avrupalı bilim adamları arasında bir yarış olduğu anlaşılmaktadır. İlginç bir ayrıntı olarak Gelenbevi’nin fakir olması ve yaptığı çalışma sonucunda çeşitli hediyelerle taltif edilmesi modern bilginin devlet indinde önemli kabul edildiğini göstermektedir. Ayrıca bu dönemden itibaren Arapça dışındaki dillerde de ilmi eserler telif edilmeye başlanmıştır. İlerleyen dönemlerde bu durum Arapça aleyhine sonuçlanmıştır. Eserlerin Arapça değil de Türkçe olarak telif edilmesinin sebebi de daha geniş çevrelerce anlaşılması ve eğitimi kolaylaştırıcı olmasıdır. Burada Umut’a göre bir boşluk bulunmaktadır; Osmanlı-Avrupa karşılaşması genel olarak Avrupa ve Osmanlı Müslüman ulema arasındaymış kabülüyle yapılmıştır. Oysa Seyyid Mustafa Fransa’da yazdığı eserinde hocası Gelenbevi’nin logaritmayı bir Rum’dan öğrendiğini söylemiştir. Bu da Osmanlı gayr-i müslim tebaasının da ilmi gelenekteki rolünü göstermesi açısından küçük bir örnektir. Bu çalışmadan da görüldüğü gibi Osmanlı (b )ilim hayatının basmakalıp ifadelerle anlaşılamayacağı artık aşikardır. Ayrıca çok bakir bir alan olan (Osmanlı) bilim tarihinin Türkiye’deki seyri açısından da bu ve bundan sonra yapılacak çalışmalar büyük önem arzetmektedir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*