Erol Özvar: : ‘‘Makrizî’nin Tarih Metodolojisindeki Yeri Ve Osmanlı Düşünce Tarihi İle Osmanlı Entelektüel Tarihi İçerisindeki Yeri ve Önemi’’

Değerlendiren;Mustafa Runyun

Erol Özvar merkeze Makrizî’yi, özellikle de onun İğasetü’l-Ümme adlı eserini alarak Osmanlı devletindeki ve sair İslam devletlerindeki düşünce tarihinin, entelektüel tarihin oluşum sürecini açıkladı ve özellikle Osmanlı Devleti’ndeki sosyo-ekonomik gelişmeyi de metnin tercümesinden ve bu tercüme çalışmasının tarihi sürecinden yola çıkarak ortaya koydu.
Makrizi 13. yy’da Mısır’da yaşamış olan bir fakih, muhaddis, tarihçi ve âlim bir şahsiyet. Erol Özvar’ın deyimiyle ona “Mısır tarihçisi” denebilir. Çünkü sadece yaşadığı dönemle ve yakın dönemiyle değil, Mısır’ın firavunlar dönemiyle dahi ilgilenmiş bir tarihçidir. Özvar Hoca ayrıca Makrizi için “İktisat tarihçilerinin piri bile denebilir.” ifadesini kullandı. Onu önemli kılan bir özelliği de İbn Haldun’un ona yakın öğrencilerinden biri olması ve onun tarihçilik ekolünü devam ettirerek tarih bilimine önemli katkılarda bulunmasıdır. Bu aynı zamanda İbn Haldun’un tarihçilik metodunun devam etmediği tezini çürüten bir bulgudur. Özvar Makrizi’nin birçok eseri içinde en önemli iki tanesi olan İğasetü’l-Ümme ve el-Hitat adlı eserleri üzerinde durdu; bunlar içinde de özellikle İğasetü’l-Ümme üzerinde.

Bu kitapta İbn Haldun’un etkileri görülmektedir ve bununla birlikte Makrizi bu kitabıyla İbn Haldun’un mirasına önemli katkılarda bulunmuştur. Makrizi çalışma konularını, geç dönem ortaçağ İslam, para, demografi ve iktisat tarihi üzerlerine yoğunlaştırmıştır. Onu diğerlerinden ayıran diğer bir özelliği de sayı, ölçü ve ağırlıklara daha fazla önem vermesidir. Makrizi sadece bir teorisyen olarak çalışmamış, aynı zamanda Kahire’de muhtesip olarak çalışmış ve kadı yardımcılığı yapmıştır. Bu sayede işin bizzat pratik düzleminde de bulunma olanağına sahip olmuştur.
Makrizi ile ilgili kısa bir giriş yaptıktan sonra konferansa dönebiliriz. Erol Hoca Osmanlı entelektüel tarihi ile ilgili çalışmaların ilk kez Adnan Adıvar ile başladığını ve bu alanın Türkiye’de çok bakir ve çalışmayı bekleyen bir alan olduğunu söyledi. Osmanlı entelektüel düşüncesinin öneminin ise İslami düşünce ile paralellik göstermesinden ileri geldiğini belirtti.

Aslında her şeyin Osmanlılarda İbn Haldun’un nasıl anlaşıldığı ve ne kadar önemli olduğu tartışmasına dayandığı söylenebilir. Osmanlı düşüncesinin gelişmesinde İbn Haldun’un önemli bir yeri olmasına rağmen İbn Haldun geç dönemlere kadar önem verilmeyen bir kişilik olarak kalmıştır, ta ki Kemaleddin Efendi’nin İbn Haldun’un çevirisine kadar… Burada Kemaleddin Efendi’ye de değinmekte fayda var. Kemaleddin Efendi Taşköprîzade ailesine mensup âlim bir zattır. Babası Taşköprîzade Ahmet Efendi’dir. Babasının Mevzuatü’l-Ulum adlı kıymetli eserini Osmanlı Türkçesine çeviren de Kemaleddin Efendi’dir.Özellikle Kemaleddin Efendi’nin İbn Haldun ve Makrizi çevirilerinden anlaşıldığı üzere 16. yy. Osmanlı aydın ve Osmanlı üst düzey bürokratlarının Memlük öncesi tarihi tartışmalarını yakından takip ettiği görülebiliyor.Şimdi Makrizi’nin İğasetü’l-Ümme adlı eseri hakkında bilgi vermekte fayda var.

1590’ların sonunda Kemaleddin Efendi tarafından Osmanlı Türkçesine tercüme edilen bu eser 52 varaklık bir risaledir. Kitap 15. yy. Memlük para ve maliye politikalarını eleştirir. Esasen 1403-1410 yıllarındaki Memlük ekonomik-mali kurumlarını sarsan ekonomi politikaları üzerinde durulur ve bu sorunların giderilmesine dair çözüm önerileri sunulur. Eser temel olarak iki bölümdür; ilk bölüm de kendi içinde üç kısım olmak üzere kaleme alınmıştır:
1-Genel prensiplerin anlatıldığı mukaddime bölümüdür. Kitabın işlenişinden söz eder ve kitapta Memlüklerin kıtlık problemleri üzerinde durulacağından bahsedilir.

2-Mısır’ın kıtlık tarihinin anlatıldığı bölümdür. Bu bölüm, firavunlar döneminden 1374’e kadar olan bir dönemi kapsar. Bu bölümün işlenişi büyük bir yenilik ve orijinalliğe delalet eder. Çünkü bu bölümde kıtlıktan kaynaklanan ekonomik, siyasi ve sosyal etkiler Nil’in hareketlerine bağlanır. Bu kısım disiplinler arası açıdan entelektüel bağlamdaki en büyük katkılardan biridir. Sosyal olaylar bizzat doğal olayların etkilerine bağlanmıştır ve bu İbn Haldun’un açık etkilerinin görüldüğü bölümdür.Aynı zamanda ihtikar ve spekülasyonun kıtlıkla olan ilişkisi Makrizi tarafından bu bölümde ortaya konur. Makrizi bu bölümde krizin maddi sebeplerini bütün ayrıntılarıyla bulmaya çalışır. Özellikle spekülasyonun sermayedarlar tarafından gerçekleştirildiğini örnekleriyle açıklar.
3-Bu bölümde de bu krizlerin, politik krizlerle daha da içerisinden çıkılmaz bir hal aldığı ortaya konur.
Kitabın diğer bölümünde Memlüklerin o dönemki ekonomik krizi tahlil edilir. Burada Makrizi yeni bir tahlil sistemi geliştirmiş ve krizin para politikaları ile olan ilişkisini ortaya koymuştur. Makrizi asıl problemi bakır paranın tedavüle girmesinde görür. O dönemde bu olay büyük bir enflasyona sebep olmuştur. Makrizi bakır paranın makro ve mikro dengeleri yıktığını söyler ve mutlak suretle bakırın piyasadan çekilmesi gerektiğini savunur.
Kitabın tanıtımından sonra şimdi de bu kitabın ve çevirisinin Osmanlı iktisadi, siyasi ve sosyal hayatıyla olan ilişkisine bakılabilir. İğasetü’l-Ümme’nin çevrildiği ortamın ve siyasi-ekonomik çerçevenin, çevirinin anlaşılması için çok önemli olduğunu söyleyen Erol Özvar, bir durum özetlemesi yapıyor. Erol Hoca bu eserin çevirisinin yapıldığı dönemin bilinmesinin Makrizi’nin Osmanlı düşüncesine yaptığı katkıyı ve Osmanlı münevverlerinin kendinden önceki İslami geleneği nasıl değerlendirdiklerini göstereceğini belirtiyor. Muhtemelen bunun bilincinde olan Kemaleddin Efendi de yaptığı çevirinin önsözünde çeviriyi nasıl bir ortamda yaptığını bize anlatıyor.
“Bu çeviriye neden ihtiyaç duyuldu?” sorusu gerçekten önemli bir soru. 16. yüzyılın ikinci yarısında tımar sisteminin bozulması, harp usullerinin değişmesine karşı verilen Osmanlıdaki tepki ve benzeri birçok şey nedeniyle Osmanlı klasik sistemindeki değişmeler Osmanlı maliyesinin bozulmasına sebep olmuştu.

Kaybedilen savaşlar da bu durumu gözler önüne seren birer karine haline dönüştü. Devletin gidişatından rahatsız olan veziriazam Cığalazade Sinan Paşa kendi iç meclisini bu gidişat hakkında konuşulması için topladı ve dönemin ileri gelenlerinden özellikle ulema kanadından durumun değerlendirilmesini istedi. İşte bu mecliste bulunan Kemaleddin Efendi bu sorunların kendilerinden önceki İslam devletlerinde de olduğunu, kısacası bu sorunların konjonktürel olduğunu söyler ve veziriazama Makrizi’nin bu eserinden söz eder. Veziriazam böyle bir eserin var olmasından büyük bir mutluluk duyar ve Kemaleddin Efendi’ye süratle bu eserin çevrilmesi emrini verir.
Peki, Makrizi’nin bu eserinin Osmanlı ile olan ilişkisi hangi bağlamdadır? Ve ne katkıları olmuştur? Makrizi’nin tam o dönemde çevrilmeye gerek duyulması tesadüfi değildir. O dönem Memlüklerdeki maliyenin bozulmasına temel teşkil eden bakır paranın tedavülde olması sorunu Osmanlıda da mevcuttur. Sadece bakır para değil aynı zamanda Kemaleddin Efendiye göre yapılan tağşişler de Osmanlı maliyesinin bozulmasına sebep olmuştur.

Kemaleddin Efendi çeviriyi yaparken esere belli ilavelerde de bulunmuştur. Bakır para ile olan ilişki Memlüklerdekine benzer bir durumdadır ve Kemaleddin Efendi de bakır paranın mutlak surette piyasalardan çekilmesi gerektiğini savunur. Fakat bunun yanında o, tağşişin de Osmanlı maliyesine zarar verdiğini ve bu politikadan hemen vazgeçilmesi gerektiğini savunur. Kemaleddin Efendi Akçe ve Sultaniye’nin değerinin kasıtlı olarak düşürülmemesi gerektiğini söyler.Erol Özvar Makrizi’nin tercüme edilmesinin aynı zamanda politik bir tercih olduğunu söyledi. Özellikle İğase’de belirtilen devlet-piyasa ilişkilerindeki istikrar meselesini bu bağlamda ele alıyor. Eğer mali anlamda istikrar sağlanamazsa devletin iç huzurunun da sağlanması meselesi gerçekleştirilemeyecektir. Kemaleddin Efendi para istikrarı ve borç isteğinin belli bir güvenilirlik gerektirdiği fikrini savunmuş ve bunun da sadece istikrar ile sağlanabileceğini belirtmiştir. İşte politik görüş meselesinin tam da burada başladığı söylenebilir. Kemaleddin Efendi istikrar için Makrizi gibi devletlerin para ile oynayan mali politikalarından vazgeçmesi gerektiğini savunmuştur.

Son olarak bu eserin Osmanlı içindeki yaşadığı süreç bize Osmanlı münevverlerinin çevrelerindeki sorun ve gelişmelerden bihaber olmadıklarını göstermektedir. Erol Özvar hocamızın söylediği gibi Osmanlı ve modern dünya arasında köprü kuran entelektüel bağlamın, daha iyi bir şekilde araştırılması gerekmektedir.

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*