ÜRDÜN’DE BİR YAZ

Değerlendiren;Ubeydullah Taş

İSAR’ın ikinci nesil talebeleri olan, üç yılını vakıfta tamamlayanlar olarak bu yaz, Arapça pratik ve geliştirmeye yönelik ilk kez Ürdün’e yapmış olduğumuz seyahat, hem vakıf hem de kendimiz açısından Türkiye tarihinde örneğine az rastlanır cinstendi diyebilirim. Biraz iddialı bir giriş olduğunu düşünebilirsiniz ama her hangi bir Qasid çalışanına veya öğretmenine, herhangi bir İSAR öğrencisi hakkında bir şeyler sorsanız eminim ki benim bu çıkışımdan daha özel cümleler duyabilirsiniz.
Qasid… Uluslar arası arenada kendisini ‘Qasid Arabic Institute’ olarak tanıtan bu kurum özelde Ortadoğu genelde de dünyada kendi alanında en iyisi diye bilinen bir kurum. İSAR’ın yapmış olduğu uzun istişareler sonrasında karar kılınan ve program sonunda da ne kadar isabetli bir karar verildiği konusunda hemfikir olunan bir yer. Birçok Amerikan ve İngiliz üniversiteleriyle denkliği bulunan, eğitimde ve başarıda zirveyi yakalamış bir kurum. İSAR olarak bu sene ilk kez olarak çalışmaya başladığımız bu kurum aynı zamanda İSAR’ın Arapça programını da düzenlemiş bulunmakta.
Aklınıza hemen gelebilecek soru işaretlerini görüyor gibiyim. Bu kadar söz var… Ya peki sonuç? Ürdün programımızın sonlarına doğru Qasid’a konuşmacı olarak gelen bir bakan ile yapılan seminer sonucu seminere hâkim bir şekilde soru soran ilk dört kişi İSAR öğrencisi… Bu ilk bakışta basit bir şey gibi görülebilir ama bu çıkışı irdelediğimizde, bir kişinin yabancı bir dili anlama-yazma-konuşma becerilerinin mükemmele yakın olduğunun en büyük göstergesi. Tabii bunu bir de Qasid dâhilinde ilk olarak İSAR öğrencilerinin yapmış olması daha da takdire şayan.
Qasid haricinde yapmış olduğumuz müzakere ve mütalaa derslerinde bize eşlik eden rehberlerimizin güzel fasih Arapça biliyor olması, kaldığımız bölge olan ‘Hayy Harabşah’ bölgesinin manevi anlamda zengin bir bölge olması, bu coğrafyadaki karışıklar yüzünde birçok Arap âlimin Ürdün’de bulunuyor olması da yine bizim için büyük bir avantaj oldu. Ders haricindeki zamanlarımızda gerek danışmanlarımız eşliğinde gerekse bireysel olarak yapmış olduğumuz dersler Qasid’dan almış olduğumuz pratik derslerinin hayata en güzel şekilde tatbik edilmesi olarak nitelendirilebilir. Hem halkla bütünleşme hem de İslamî ilimler adına bir şeyler öğrenme ve bunları yaparken de Ürdün’e gidiş amacımıza hizmet etmiş olma farklı işleri aynı anda yapmış olmanın en güzel örneğiydi.
Ürdün coğrafi olarak çok büyük bir ülke olmasada ilerleme adına elinden gelen gayreti gösteren bir ülke. “Toplu taşıma bir medeniyet mi?” tartışıla dursun, taksicilerin bile taksimetrede yazan ücreti tahsil etmelerinin ve sâir Arap ülkelerindeki gibi on beş dakikanızı pazarlığa ayırmıyor olmanızın başlı başına bir medeniyet olduğunun Ürdün’de farkına varacağınıza eminim. Kendilerine göre aşırı derecede pahalanan hayat şartlarının da dışarıdan gelen bizler olarak hemen hemen Türkiye ile aynı olduğunu söyleyebilirim. Birçok ürünü istediğiniz gibi bulabileceğiniz alış-veriş merkezleri de yine bizim gibi yurt dışından gelen kişiler için büyük bir nimet.
Ürdün ve İSAR öğrencileri dediğimiz zaman yine ilk aklımıza gelen konulardan birisi de sosyal hayat. Birçok yabancı öğrenci gibi önyargılarla gitmemiş olmanın, İSAR’ın sağlamış olduğu barınma imkânının beklentilerin üstünde olmasının, moral ve motivasyonun da danışmanlarımızdan Necmettin ve M. Ali abilerimiz sayesinde üst düzeyde olmasının vermiş olduğu güven belki de bu başarıda en büyük katkılardan birisi olmuştur.
Tabii sosyal hayat denilince aklımıza gelebilecek şeylerin en başında halkla olan muhabbet. Herhangi bir taksiye bindiğiniz zaman gideceğiniz yere kadar onunla sohbet edebiliyorsanız, sokakta herhangi birine adres sorabiliyorsanız, yemek yiyeceğiniz yerde derdinizi anlatabiliyorsanız sanırım birçok şeyi de halletmiş oluyorsunuz demektir. Gerek Ürdün’de Filistinli mültecilerin çok olması gerekse halkın dilinin fasih Arapçaya yatkın olması da tabii ki bunda en büyük etken diyebiliriz. Her hangi bir komşunuzla edebileceğiniz çay muhabbeti, Qasid dâhilinde bulunan birçok yabancıyla gezebileceğiniz Amman sokakları da yine Ürdün’de sosyal hayat denilince ilk aklımıza gelebilecek bir şey. Yani klasik bir tabirle diyebiliriz ki ‘eğlenirken öğrenme’ işte tam da burada en güzel bir şekilde vücut buluyor.
Yolculuğun güzel bir tanışma vesilesi olacağı hepimizce aşikâr. Bu bir yazlık yolculuğumuzda bizimle beraber olan arkadaşlarla da üç yıldır tanışmış olduğumuzdan daha fazla tanıştık diyebiliriz. Ahmet abimizin sosyal tespitlerini, Orhan abimizin tasavvuf muhabbetlerini, Fatih abimizin yurt dışı tecrübelerini, Abdullah’ın Ürdün tişörtlerini, Fehim’in iştiyakı ve gayretini, Halil’in hocayla atışmalarını, Hüseyin’in pratikte hocanın bile erişemediği hızlı konuşmalarını, Ethem’in Ürdün Üniversitesi’yle olan maddi ve manevi bağlantılarını, Sami’nin Qasid için yaptığı projesini, Tayfur’un hassaten taksi şoförleriyle olan muhabbetini, Yusuf (Akbulut)’un menkul ve gayrimenkul piyasasındaki unutulmaz anılarını, Yusuf (Kıvanç)’un bir kılıç kadar keskin olan adaletini asla unutmayacağız. Ve dahi bu satırları yazanı da neyle hatırlamak isterseniz… Ve unutmadan birçoğumuzun Petra’yla olan duygusal bağını, ilk günlerde keşfettiğimiz künefeciyi, felâfili, tüp arabalarının müziklerini, yemek muhabbetlerini, sekiz rekâtlık teravihleri, Ahmet Snober hocamızın iftar davetini ve kardeşi olan Halid hocamızın stand-up/ders arasında gidip gelen muhabbetlerini, Recep hocamızın ziyaretini…
Hâsılı kelam, tecrübeyse tecrübe, eğitimse eğitim, kaliteyse kalite, başarıysa başarı… Ben şahsım adına burada bize sağlanmış olan büyük bir imkânın farkında olan biri olarak, bu yazın yapmış olduğumuz bu programın en güzel bir şekilde geçmiş olduğunu düşünüyor, gelecek nesil İSAR öğrencilerine en güzel bir yol ve örnek olacağını umuyorum.
“Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes…”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*