Zaid Shakir: “Batı’da İslam: Fırsatlar ve Meydan Okumalar”

Değerlendiren;Salih Kaymakçı

Amerika Birleşik Devletleri’nin önde gelen İslam alimlerinden olan ve Türkiyede şehit Sedat Yenigün ile kurduğu dostluk ile bilinen İmam Zaid Shakir vakfımızda “Batı’da İslam: Fırsatlar ve Meydan Okumalar” başlıklı bir konuşma yaptı. Konuşmasına batıda ve doğuda Müslümanların dünyada neyin temsilcisi olduklarını sorarak başlayan ko­nuğumuza göre bu sorunun cevabı Müslümanların gerçek manada bir cemaat olarak ibadet eden son ümmet olmalarında yatıyor. İbrahimi geleneğin mensupları arasında namaz, oruç ve tesettür gibi nebevi gelenekleri cemaat olarak yaşayan ve yaşatan Müs­lümanlar aynı zamanda 21. yüzyılda İslami bir hayatın yaşanabileceğine de şahitlik edi­yorlar. Hıristiyanlar ve Yahudiler arasında bireysel olarak nebevi öğretilere uygun yaşa­yanlar olsa bile bu dinlerin müntesipleri bir cemaat olarak ibadet halinde bulunmaktan uzaklaşmış bulunuyorlar.

Hal böyleyken Müslümanların esas sorumluluğu Hazreti Muhammed (s.a.v)’in takipçileri olarak O’nun vefatının ardından şahit, mübeşşir ve ne­zir olarak insanlığı Allah’a davet etmektir. Dini nitelikli bu sorumluluk Müslümanların siyasi sorumluluğundan önce gelmektedir. Zira Müslümanlar bugün siyasi güce sahip olmasalar da insanlığı iyiye ve doğruya çağırarak, zulme karşı uyararak dini sorumlu­luklarını yerine getirebilir, şahitlik edebilirler. İnsanlığa çağrıda bulunan Müslümanlar hem bu dünyaya katkıda bulunma hem de uhrevi kurtuluşa erileceğine dair güzel ha­berler verme imkanına sahipler. Shakir’e göre Müslümanlar tarihlerinden de güç alarak davaları peşinde koşmaktan ve bu bağlamda misyonerlik yapmaktan çekinmemeliler. Dünya tarihi incelendiğinde ellerinde İncil ve haç olan Avrupalıların Amerika’da yerli­leri ve yerli kültürü yok ettiklerini, Kongo’da milyonlarca insanı katlettiklerini görüyo­ruz. Müslüman Araplar ise gittikleri yerlerdeki yerel kültürleri korumuş, birlikte uyum içinde yaşamanın en güzel örneklerini sergilemişlerdir. Bu yüzden Türkler, Kürtler, Ma­laylar ve Bangladeşliler dillerini, elbiselerini ve yemeklerini korumuşlar, yerel kültür­lerini devam ettirebilmişlerdir. Hıristiyanlık Avrupa ve Avrupalıların kolonileştirdiği yerlerde hakimken İslam dini çok geniş bir coğrafyada farklı toplumlar arasında kabul görmüştür. Asya’dan Afrika’ya ve Avrupa’ya çok geniş alanlarda farklılıklarını barındı­rarak kardeşlik içinde yaşayan Müslümanlara ev sahipliği yapmaktadır.

Birbirinden elli yıl arayla benzer coğrafyalarda seyahate çıkan İbn Battuta ve Marko Polo’yu kıyaslayan İmam Zaid, İbn Battuta’nın gittiği yerlerde evinde gibi hissettiğini, bir kardeş (brot­her) olduğunu, Marko Polo’nun ise bir yabancı-öteki (other) olmak zorunda kaldığını anlattı. Zira İslam dini farklılıkları bünyesinde barındırmakla birlikte ortak bir dil ve hukuk ile çok geniş coğrafyalardaki insanları birbirine bağlayan bir sistemi de ortaya çıkarabilmiştir.

Bugün ise tüm dünyada Abdulhakim Murad’ın monokültür olarak adlandırdığı dün­yaya aynı şekilde bakma, yaklaşma, aynı şeyleri yeme, içme, giyme, toplumların aynı şekilde örgütlenmesi ve toplumsal hayatın aynı şekilde işlemesi gerçeği ile karşı karşıya bulunuyoruz. İmam Zaid’e göre bunun iyi bir haber olmadığını tüm dünyaya söylemek ise Müslümanların görevidir.

İmam Shakir içinde yaşadığımız dünyayı bir tarafın kazanıp diğerinin kaybettiği sıfır toplamlı bir oyuna benzetiyor. Bu oyunda elitler kazanırken sıradan insanlarla zayıflar kaybediyor. Yerel ekonomilerin hakim olduğu bir düzende insanlar küçük bir toprak üzerinde çeşitli ürünler yetiştirip kendileri üretemedikleri şeyleri de yerel piyasadan alabilmekteyken küresel piyasa ekonomisinin hakimiyetinde temel ihtiyaçlarını karşıla­yabilmek için bile nakde ihtiyaç duymaktalar. Mesela Filipinler’de çiftçiler kendileri için yaşamsal öneme sahip ürünleri üretmek yerine Amerikalılar için çilek üretmekteler. Küresel piyasa ekonomisinin hakim olduğu düzende nakde ve piyasalara erişimi olma­yanlar yok olup gitmekteler. Sınırlı dünyada sınırsız bir ekonomik büyümenin gerçek­leşemeyeceğini vurgulayan Şakir büyüme tutkusunun ve tüketim çılgınlığının insanlığı hem sosyal hem de ekolojik felakete götürdüğüne dikkat çekti. Geçmişte de varoluşunu mümkün kılan kaynakları yok ederek kendi kendini yok eden medeniyetler olduğu gibi, bugünkü medeniyet de şayet bu halinde bir değişiklik olmazsa kendisini yok oluşa doğ­ru sürüklüyor. İşte günümüz insanını bu felaket konusunda uyararak ona yavaşlaması gerektiğini söyleyecek olanlar da Müslümanlardır.

Günümüzde yaşanan finansal ve ekonomik krizin temellerini oluşturan faiz, finansçıla­rın yaptığı kendilerine emanet edilen parayı sahibinin izni olmayan yerlerde kullanarak başkalarının parasıyla kumar oynama ve borcu satma gibi etmenlerin İslam dininde yasak olduğunu söyleyen Shakir bugün krizin etkisiyle iflasa sürüklenen Amerikalıların İslam’ın bu yönünü duymaya ihtiyaçları olduğunu ve duydukları takdirde İslamı terö­rizmle beraber anmak yerine “keşke biz de İslami bir ekonomiye sahip olsaydık da bu hallere düşmeseydik” diyerek pişmanlık ifade edeceklerine işaret etti. Nüfusun yüzde birinin zenginliğin yüzde kırk ikisine sahip olduğu Amerika’da insanlara İslam’ın ser­mayenin belli ellerde toplanmasına karşı olduğu mesajını iletme, insanları bencilliğe ve açgözlülüğe karşı uyarma görevi Müslümanlara düşüyor. Bilgisayar ekranlarına veri giren finans sektörüne değil, gerçek üretime dayalı gerçek zenginlik üreten imalat sek­törünün güçlü olduğu bir ekonomi tesisinde de Müslümanlara büyük roller düşmekte.

Avrupa toplumlarının Hıristiyanlık sonrası toplumlar olarak adlandırıldığına ve paga­nizmin hızla yayılmakta olduğuna değinen İmam Zaid insanların vücutlarını delmeleri ve dövmeler yaptırmalarının da paganizmin hakimiyetinin işaretleri olduğuna dikkat çekti. Aile kavramının önemini yitirdiği Batı’da evlilik kurumuna önem verip evlenmek isteyenlerin başında eşcinsellerin gelmesi Batılı toplumlardaki sosyal çöküşün ne dere­cede olduğunu ortaya koyuyor. Avrupa’da tesettür ve cami inşaatlarına karşı yasaklar getirilmesinin Müslümanların dinlerini yaşamalarının Avrupalılara kendi geçmişlerini hatırlatmalarından kaynaklandığını ifade eden Şakir’e göre üzerine karanlık bulutların çöktüğü Avrupanın ışığı ancak İslam’dır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*