Çağdaş Felsefede Metafiziğin Konumu

Yazan:Alican Erdem / 29 Mayıs Üniversitesi

“Çağdaş felsefede metafiziğin konumu” başlıklı konuşmasında Ayhan Çitil, metafiziksel düşüncenin yapısı, metafiziğin geçirdiği dönüşme süreci ve içinde yaşadığımız dönemdeki çağdaş felsefenin ortaya koyduğu metafiziksel yaklaşımlara değindi.

Vizyon ve konumlandırma kavramlarından hareketle metafiziksel düşüncenin insan hayatı üzerinde yaptığı tesiri ele almak mümkündür. Vizyon belirlemek, insanın içinde yaşamakta olduğu sahnenin sınırları ve kuruluşu üzerine konuşmak demektir. Diğer bir ifadeyle vizyon belirlemek insanın kendini nerede ve nasıl konumlandırdığı ile alakalı fikriyatı ve nazariyatı ihtiva eder. Ayrıca, bu konumlandırma ile birlikte içinde konumlandığımız sahnede evrensel ve zorunlu hükümlere varırız. Böylece insan ortaya koyduğu eylemlerini anlamlı hale getirip kendisinin özgür bir neden olmasının -yani mekanik bir neden olmaktan çıkmanın- imkanına malik olur. Bu noktada örnek vermek gerekirse Cibril hadisinde geçen “ihsan” kavramı Müslümanlar için bir vizyon belirtmekte ve sahnede bir tür konumlandırma gerçekleştirmektedir.

Bu girizgahtan sonra metafizik bilginin iki kapısı olduğunu ifaden eden Çitil, bunların algı ve dil olduğunu dile getirdi. Algılamak bir şeyin bilinç tarafından temsil edilmesiyle gerçekleşen bir tecrübedir. Ancak algı tecrübesinin kendisi algıda ortaya çıkanlarca kuşatılmıyor. Örnek verirsek, karşımızda duran bir şişeyi şişe olarak nasıl algıladığımız yani algılama sürecinin bizatihi kendisi bu algı içerisinde algılananlar tarafından izah edilemez. Görme duyusuna dair bilimsel açıklamalar algıyı açıklamakta yetersizdir. Zira o tür açıklamalar görmeyi fiziksel bir A durumundan fiziksel bir B durumuna geçiş olarak ele alır. Bu minvalde deneyimi kuran ancak deneyimde ortaya çıkmayan unsurlar vardır demek gerekir. Böylece bu unsurlar hakkında konuşmak için metafiziğin ikinci kapısı olan dilin genişletilmesi ihtiyacı ortaya çıkar. Bu dili genişletme operasyonuyla beraber metafizik bilgiye geçiş yapmış oluruz. Burada eklememiz gereken bir husus da dilin içerdiği anlamın yani dilsel içeriğin zamana tabi olmadığıdır. Yani, önümdeki şişe oluşa-bozuluşa maruz kalmasına rağmen “Bu şişe mavidir” önermesinin düşünsel içeriği bu oluş-bozuluştan etkilenmez. Tüm bunlar metafizik bilgiyle alakalıdır.

Konuşmasının ilerleyen kısmında metafiziğin elenmesini ele alan Çitil, Platon ve Aristo’nun başını çektiği ve tarih boyunca İslam düşünürlerinin de savunduğu klasik metafizik anlayışının elenmesi/dönüştürülmesinden bahsetmiştir. Klasik metafizikte öne çıkan anlayış kendinde şey dediğimiz töz/cevher anlayışıdır. Bu anlayışın temelinde dildeki adların birey (cevher) olarak ele alındığı klasik mantık yatar. Klasik mantığın merkeze alındığı ve kullanılan dil içindeki her adın bir cevher karşılığının bulunduğu anlayışı vardır. Bu anlayış aynı zamanda fizik ve kozmolojiyi de belirlemektedir. Yani eşyanın her biri belirli birey olarak kendiliğe sahip olarak ele alınmakta ve teleolojik bir fizik ortaya konulmaktadır. Ancak modern döneme gelindiğinde ortaya çıkan fizik anlayışı mekanik bir vasfa sahiptir. Yani artık kendindeliği olan bireyler yerine dışsal kuvvetlerin etkisiyle hareket eden nesneler var. Bu dönüşüm beraberinde yıkıcı bir etki göstermiştir. Klasik fizik anlayışının yanlışlanması klasik metafizik anlayışının da –tüm içerdiği yargılarla olmasa da- yanlışlanması manasına gelmektedir. Bir bütün olarak klasik metafiziğin savunulması mümkün değildir artık. Ancak klasik metafiziğin hangi unsurlarının yanlışlandığı hangi unsurlarının yanlışlanmadığı da açık değildir. Bu tabloda yapılabilecek fikri hamleler şunlar olabilir:

Semavi din doktrinlerinin herhangi bir metafizik anlayışıyla tutarlı olmak durumunda olmadığını savunmak.

Semavi din doktrinlerinin klasik metafizik anlayışının değil de başka bir metafizik anlayışıyla tutarlı olduğunu savunmak. Ancak burada da söz konusu yeni anlayışın getirdiği ahlak anlayışının semavi dinlerin ahlak anlayışıyla tutarlı olması gerekir.

Metafiziğin elenmesi sürecinin baş aktörü Kant olmuştur. Saf aklın sınırları içerisinde metafiziksel bilginin mümkün olmadığını savunan görüşleri Batı fikriyatında önemli dönüşümler meydana getirmiştir. Kant sonrasına baktığımızda adım adım metafiziğin elendiğini görürüz. Anlambilim, fizik, matematik ve mantık gibi alanlarda yaşanan tüm gelişmeleri metafiziğin elenmesi süreci içerisinde, eleme işleminin daha ileri bir boyuta taşınması olarak okumak mümkündür. Bu çağdaş yaklaşımlardan birisini söyleyecek olursak Alain Badiou’nun özne kuramını örnek olarak verebiliriz. Alain Badiou matematik biliminde Cantor tarafından geliştirilen küme teorisinden (set theory) hareketle insanın özgür bir özne olabileceği felsefî zemini kurgulamak istemiştir. Çağdaş metafiziksel yaklaşımların ortak özelliği insanı naturalizme (doğalcılık) uygun bir şekilde ele almasıdır. Bu yaklaşıma göre insan doğada yaşayan türlerden bir tür olarak görülür ve herhangi bir aşkın yanının var olduğu tartışılmaz bile.

Son olarak çağdaş felsefenin ele aldığı metafiziksel sorunlara değinen Ayhan Çitil konuşmasına son verdi. Bu sorunlardan bazıları ise şunlardır:

-Anlambilim (varlık koşulları tartışmalı tümellere, cevherlere gönderme yapmaksızın) kurulabilir mi?

-Bireylerin kuruluşu metafiziksel bir ilkeye gönderme yapmaksızın kurulabilir mi?

-Evrenin yapısı, varsa başı ve varsa sonu mekanik bir fizik anlayışı içinde açıklığa kavuşturulabilir mi?

-Dil akıl sahibi bir özneden bağımsız bir mekanda oluşturulabilir mi?

-İnsan zihninin temel etkinliklerini simüle eden bir yapı kurulabilir mi?

-Toplumsal gerçekliğin inşası açıklanabilir mi?

-İnsanın mevcut ontoloji (küme kuramı) ile tutarlı bir biçimde bir özne olarak kurulabilir mi?

-İnsani varoluş tarihsel bir inceleme içerisinde ele alınabilir mi ve söz konusu tarihsel süreç içerisinde mutlu bir biçimde var olabileceğimiz mekanın ortaya çıkma koşulları tartışılabilir mi?

 

çağdaş felsefe çağdaş

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*