İlim Yolcusu Kalmasın!

Yazan:Azzam Tüzgen/İSAR Araştırma Görevlisi

Ürdün benim için ikinci bir vatan gibi oldu artık, dört defa gidince. Ancak İSAR’la gittiğim üçüncü ve dördüncü seferlerimin yeri benim için çok ayrıydı. Bunun sebeplerini yazının ilerleyen kısımlarında açıklayacağım.

Malum olduğu üzere İSAR, dört senelik programının modern Arapça yoğunluklu olan ilk iki senesini başarıyla tamamlayan öğrencilerini yazın Ürdün’e gönderiyor. Ürdün’e gideceğimizi öğrendiğimizde sınıfımızda -açıkça söylemek gerekirse- çok da heyecan duyulduğunu söyleyemem. Çünkü diğer arkadaşlarım da en az bir kez Ürdün’e çeşitli vesilelerle gitmişti. Ancak bu programın bizim için farklı olduğunu seferimize başlamadan daha ilk toplantımızda anlayacaktık. Toplantıda Ahmet Snobar hoca bize neler yapılacağını, bizlerden beklentilerini ve iki aylık program hakkında genel olarak açıklamalar yaptığında program bizler için daha bir önemli hale geldi. Ahmet hoca bize Ürdün’de bir proje hazırlamamız gerektiğini ve bu projeyi Ürdün’de final ödevi olarak sunacağımızı söyledi. Bu proje birçoklarımız için Arapçamızı pratik hayatta kullanmasını sağlayan yegane araç oldu diyebilirim.

Ürdün’e hareket saatimiz geldi çattı. Bizleri Amman’a inince programına katılacağımız kurstan iki kişi karşıladı ve iki ay boyunca ikamet edeceğimiz yere götürdüler. Mahallenin ismi orada oturan aşirete nispetle “Hayyu’l-Harabşah” idi. Evlerimizden kursa yürüyerek on beş dakikada gidilebiliyordu. Yürüyerek gidilebilecek kadar yakın olmasının avantajını taksilerle gitmek isteyip de çoğunlukla ya taksi bulamadıktan ya da şoförlerin mesafenin yakın olmasından dolayı taksiye almayışından sonra daha iyi anlamıştık.

Birkaç gün içinde “şeriku’l-lugavi”lerimiz (dil ortağı, dil arkadaşı) ile tanıştık. Bu arkadaşlarımız bize bir ay boyunca hem projelerimizde hem de Ürdün’ü tanıma konusunda oldukça yardımcı oldular. Her 6-7 kişiye bir kişi düşecek şekilde ayarlandı gruplar. Şeriklerle beraber bir çok programa katıldık. İlk olarak Ürdün’de nerede ne yenmesi gerektiğini öğrettiler bize. Bir çok alimle tanışmamıza ve onların derslerine katılmamıza , Ramazan’da teravihleri farklı camilerde (güzel sesli imamların arkasında) kılmamıza, Ürdün’ün kültürünü öğrenmemize çok yardımcı oldular.

Devam ettiğimiz kurs belki de Ürdün’ün en iyi kursuydu. Hocaların gayretleri ve kullandıkları yöntemler dil öğretimi için çeşitli eğitimler aldıklarını gösteriyordu. Sonradan öğrendik ki, kurstaki hocalar her seviye için özel bir eğitim alıyorlarmış. İSAR’da almış olduğumuz eğitimden dolayı kursta birçok arkadaşımız derslere en üst kurlar olan beşinci veya altıncı seviyelerden başladılar.

Bir yandan projeler için çalışmalara da başlamıştık. Bunun için özellikle Ahmet hoca, şerikler ve kurstaki hocalarımız konularımıza yönelik kişilerin, kurumların kimler olduğu, kimlere gitmenin bizlere yarar sağlayacağı konusunda çok yardımcı oldular. Örneğin ben konum gereği çeşitli mülteci kamplarına gittim ve orada ailelere misafir oldum. Yine camide tanıştığımız mutasavvıf bir genç vesilesiyle birçok Şâzelî şeyhini ziyaret etme, nasihatlerinden nasiplenme hatta bazısının evlerinde geceleme imkanı bulduk. Yine proje konularımıza yönelik Ürdün’ün en değerli hocalarıyla görüşme imkanı bulduk. Türkiye’den geldiğimizi, bir konu hakkında araştırma yaptığımızı ve bununla ilgili görüşmek istediğimizi söylediğimizde neredeyse hiç kimse bizi reddetmedi. Bu projeler bence iki açıdan önemliydi. Bir; dil açısından ki en büyük faydası bu yöndeydi. Çünkü sınıf ortamında öğrendiklerimizi pratik hayata taşıma imkanı veriyordu bize. İki; bizim girişimciliğimizi, özgüvenimizi ister istemez arttırıyordu. Bu geliştikçe birincisi de artıyor. Hani hep derler ya dil öğrenirken hata yapmaktan çekinmeden çok pratik yapılmalıdır. İşte projeler bize bunu gerçekleştirme imkanı verdi.

Ahmet hocamız bizler için çeşitli hocalardan kurs dışında fıkıh ve akaid gibi dersler de ayarlamıştı. Bu dersler içeriği yönüyle bizlere katkı sağlarken Arapça özel bir konuda ders dinlemek ve tartışmalara katılmak dilimizin ne kadar geliştiğini bizlere gösteriyordu.

Projelerimizi bitirdiğimizde fark ettik ki programın sonuna gelmişiz. Projelerimizi sunduktan sonra İstanbul’a dönüş için hazırlıklara başladık. Ürdün’den dönüyorduk artık. Bir taraftan sevindiren bir taraftan hüzünlendiren bir durumdu bu bizim için. Çünkü dil eğitiminin yanında birçok şey kazanmıştık.

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*