Muğla-Fethiye Seyahati

Yazan:Furkan Başak / İSAR 2. Sınıf Öğrencisi

İSAR’ın düzenlemiş olduğu geziler her daim güzel hatırlanır ve yüzde tatlı bir tebessüm bırakır. Muğla-Fethiye gezisi de bu gezilerden biriydi. Akşama doğru 25-30 kişilik ekiple İstanbul’dan hareket ettiğimizde bizleri nelerin beklediğine dair hiçbir fikrimiz yoktu. Dağları yara yara uzanan yolları geçip birbirleriyle yarışırcasına uzamış, gökyüzüne ulaşmaya çalışan sık ağaçları seyre dalmışken iki gecemizi geçireceğimiz, limon çiçeklerinin kokusunu içimize çekeceğimiz ve birbirinden lezzetli portakallarından yiyeceğimiz Namnam Kasrı’na varmıştık.

Şehrin gürültüsüne ve kalabalığına alışmış bizler için cırcır böceklerinin seslerini duymak ve kalabalığın üzerini örttüğü çiçeği, böceği ve ağacı seyre dalmak tarifsiz bir huzurdu. Uzunca bir yoldan gelmemize rağmen, ciğerlerimize çektiğimiz tertemiz hava ve güzel manzara bizlere yorgunluğumuzu unutturdu.

Öğle yemeğini yedikten sonra yakınlardaki bir şelaleye gitmek üzere yola çıktık. Eşeledikçe kendini gösteren ve saklı güzelliklerini aşikar eden doğa, araçların giremediği ve uzunca bir yol yüründükten ancak ulaşılabilen o saklı güzelliğini ifşa etti. Taşları yarıp kendine yol edinen ve hiç bitmeyecekmişçesine akan su, yolun sonunda kendini o yükseklikten aşağıya bırakmış, düştüğü yeri oymuş, doğal bir havuz yapmıştı. 30-35 dereceye varan sıcaklık buz gibi suyu ısıtmaya yetmemişti. Soğuğa aldırmadan kendimizi suya bıraktık. Zamanın ne kadar göreceli bir kavram olduğunu burada geçirdiğimiz birkaç saat (ki bizlere sanki bizlere birkaç dakika gelmişti) anladık ve güzel anılarla buradan ayrıldık. Sahilden güneşin batışını izledikten sonra kasra geri döndük. Yorgunluğun verdiği derin bir sukut hali ile yataklarımızdaki yerimizi aldık.

Sabahın erken saatlerinde uyandığımızda üzerimizde yorgunluktan eser kalmamıştı. Çok yoğun bir gün bizleri beklemekteydi. Gün safari günüydü. Bizleri bekleyen safari araçlarına bindik ve tarihi dokuyu seyrederek Dargaz Çayı’na geldik. Bugünkü aklım olsa asla yapmazdım. Lakin meçhulün defedilmez cazibesi ve arkadaş ortamının verdiği yüksek motivasyonla, Saklıkent Kanyonu’nda akıntıya karşı yürümeye başladık. Akıntı kah azalıp sığlaşıyor kah omuzlarımıza kadar ulaşıyordu. Akıntıya hediye ettiğimiz onca terlikten sonra nihayet şelaleye ulaştık. O kadar zahmetin bir bedeli olmalıydı. Geri döndüğümüzde elbiselerimiz sırılsıklam olmuş, üzerimize yapışmıştı. Neyse kavurucu sıcak kıyafetlerimizi birkaç saate kurutmuştu. Günün sonunda bitkin bir halde kasra vardık ve derin bir uykuya daldık.

Gezimizin üçüncü ve son gününde denizde kısa bir mavi tur yapacaktık. Sabahın erken saatlerinde yola çıktık ve tekneye bineceğimiz yere vardık. Denize açıldıkça üzerimizdeki uyku mahmurluğu kayboldu ve neşemiz yerine geldi. Güzel bir kahvaltıdan sonra suya atlamaya başladık. Teknenin ikinci katından suya atlamak ve sonra çıkıp tekrar atlamak tarifi mümkün olmayan bir heyecandı. Yaklaşık 5-6 saat kadar yüzüp eğlendikten sonra buradan da gitme vakti gelmişti. Üç gün boyunca gezip eğlendiğimiz, güzelce vakit geçirdiğimiz bir yandan da ibret aldığımız bu diyarlardan ayrılma vakti gelmişti.

 

IMG_2991 IMG_3000 muğla fethiye muğla-fethiye (4)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*