Uganda

Yazan:Mutluhan Ilgın  / İSAR 2. Sınıf Öğrencisi

“Varlık içinde yokluk, yokluk içinde varlık” çeken insanların dünyası burası, imtihan dünyası.. Bir imtihan ki; kimine olanı beğendirmeyen, kimine ise olmayana şükrettiren… İşte insanın yüzüne çarpan en büyük gerçek bu Afrika’da. Olmayan bir şeye edilen şükrü gördükçe başını vuracak duvar aramaktır Afrika. Açlıktan bir deri bir kemik kalmış eller semaya kalkarken dahi şükrünü görmektir Afrika. İşte bu duygular ile yüzyüze gelinen bir ibret vesikası oldu benim için Afrika Rıhlesi. İSAR’ın her sene Ramazan ayı için gönderdiği nasipli insanlardan birisi de bendim bu yıl (2015). “Gönüllü Yaşıyoruz, Kıtalar Aşıyoruz” projesi kapsamında Afrika’ya yardım götürecek, kardeşlerine ben de buradayım diyecek ekibin bir parçası olarak Nil Nehri’nin anası, adeta cennetten bir köşe olan Uganda’da idim. Ramazan ayı içerisinde yirmi gün boyunca hizmet etmeye, gönül köprüleri kurmaya gayret ettik. Ya Allah diye başlanan erzak paketlemeleri ve dağıtımı ile, ihtiyaç sahiplerine ulaşmada elden geldiğince koşturmaya çalıştık. Bu kapsamda yerel STK’lara yaptığımız ziyaretler ile de toplum hakkında bilgi sahibi olduk. TİKA tarafından yapılan Radyodan tüm Uganda’ya selam ettik. Ne anlaşabildiğimiz bir ortak dilimiz vardı, ne de daha evvel ahbaplığımız. Fakat öyle bir muhabbet ki bu, gözlerden gönüllere dokunan, bir “Selamun aleykum!” ile tebessümlere vesile olan bir kardeşliğin resmi.

Genellikle Hristiyanlar’ın elinde olan imkanlardan yararlanamayan Müslüman halkın yaşadığı köylere ziyaretlerde bulunduk, toprağı ıslatarak çamuru kurutarak yaptıkları ve yağmur yağınca eriyen kerpiç evlerinde misafir olduk. Yüzlerinde her daim bulunan tebessümlerine, bitmeyen enerjilerine bir nebze ortak olmaya çalıştık. Kısıtlı imkanlar içinde kurulan İslami merkezlere yaptığımız ziyaretlerde 3-4 yaşlarında hafızlığını tamamlayan miniklerin ellerinden öptük. Daha evvel Kur’an-ı Kerim’in mushaf halini hiç görmeden ona iman etmekle kalmayıp bir de hıfzeden bu kardeşlerimize Türkiye’den getirdiğimiz mushafları verdiğimizde “Allah’ım bu kitabı görmek de nasibimde varmış!” diyerek ve de bir tek renkli bonibon şekeri yedi diye gözyaşı döken insanlar çocuklar tanıdık.  Bizlere işte bu duygular eşliğinde geçen bir yirmi günün sonunda ne mi kaldı? Meğerse hiç şükretmiyormuşum. Benim için bir ibret noktası olan bu bir lokma ekmeğinin olmadığı ama yüzlerin güldüğü ellerin semaya şükür! diye açıldığı bu topraklara gittik. Hayatında ilk defa “beyaz adam” gören insanların hicap duyarak aldıkları erzak kolilerini onlara ulaştırma imkanını bizlere sağlayan İSAR’a, GENÇ Derneği’ne ve desteklerini esirgemeyen TİKA’ya teşekkürleri bir borç bilirim. Küçüğünden büyüğüne gönülden söylenen “Selamun Aleykum Turkiya!” selamlarını da sizlere iletmek isterim.  

Rabbim nimetlerine şükredebilmeyi  bizlere nasip eyle!

thumb (1) thumb

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*