Mesâİlim Meclisinin Mutribleri

Değerlendiren;Ömer Said GÜLER

Ulemâmız gün boyu zihni yoran derin meselelere ve çetin ilmî mevzulara bir nebze olsun ara vermek ve böylece di­mağını tazeleyip ruhunu dinlendirmek için türlü uğraşlara başvurur, zamanını bir başka müfit meşgale ile değerlendir­me yoluna giderdi. Bu faydalı uğraşlar­dan biri de mûsikî idi. Nitekim Mesâ­lihu’l-Ebdân ve’l-Enfüs müellifi Ebû Zeyd el-Belhî bu meşguliyetin beden­sel ve ruhsal pek çok faydası üzerinde durmuş, onu insanın duyduğu lezzetler içerisinde değeri en yüksek, önemi en büyük olanlardan biri olarak tavsif et­mişti.

Esas itibariyle İslâm medeniyeti dahi­linde mûsikî, madde ve manaya ilişkin çeşitli menfaatlere hamil olması bakı­mından âdâbın bir cüz’ü olarak müla­haza edilmiş ve havassın mutlak surette bilgisine vâkıf olması gereken bir nesne olarak telakki edilmiştir. O, tarihi çok gerilere uzanan bir gelenek oluşturma­nın yanı sıra sultan ve hanım sultanlar, şehzâdeler, beyler ve devlet erkânının alakaları ile saray âdetlerinden biri ola­rak gelişme fırsatı bulmuş, irfanın hal­ka açılan müessesesi olan tekkeler vası­tasıyla da içtimai hayata temas ederek varlığını devam ettirmiştir.

Şiir, mimarî ve sair klasik sanatlarla beraber mûsikîyi de bu denli cazip ve sürekli kılan en önemli vecih, onun, varlığın bir parçası, en azından bir yan­sıması olarak kendisini göstermesi hu­susudur. İslâm tecrübesinde sanat, va­roluşunu bizzat kendi eliyle inşa eden ve çizdiği yolda bir başına hareket eden kurucu bir âmil değil, idrak ve marife­tin ardından oldukça tabii bir hamle ile vücuda gelen estetik bir netice olarak değer kazanmıştır. Bu bakımdan bütün bir ağacı tanıyıp onun kimliğini sapta­yabilmek de bu nihai meyvelerin idrak edilmesi vasıtasıyla mümkün olabile­cektir.

İSAR’ı, sadece klasik bilgiler öğreten bir kurum olarak değil, bilginin ondan bağımsız olmayan yansımalarını da gösteren bir ufuk olarak gördüğümü­zün en somut örneklerinden biri olarak geçtiğimiz dönem faaliyete başlayan “Mûsikî Atölyesi” de tıpkı yukarıda an­latıldığı gibi yoğun ders dönemlerinin tazyiki arasında ferahlamak ve ilmin bir başka boyutunu idrak edebilmek için hayata geçirilmiş oldu. Bu atölye boyunca pek çok klasik şairin güfteleri­ni ve nice mûsikîşinâsın bestelerini işit­me ve seslendirme fırsatımız oldu. Aynı çatı altında ders sıralarında görmeye alıştığımız ve istikbalin Müslüman mü­tefekkirleri olacak dostların bu meclis­lerde aynı zamanda birer mutrîbe dö­nüştüklerini ve hayatın estetik boyutu içerisinde de yer aldıklarını görmüş olduk. Meşkin ardından midelerimizi şenlendiren tatlı ikramları da cabası…

Bu vesileyle atölyemizin hayata geçi­rilmesine giden yolu aralayan Recep Şentürk hocamıza, yardımcı ve eğitici vasfıyla meşkin her anında elinde udu, önünde notası ve dervişane edasıyla meclisi idare eden Mehmet Öncel ağa­beyimize ve maddi-manevi her türlü katkılarından ötürü Fatih Küçük ağa­beyimize dua ve teşekkürlerimizi ilet­miş olalım

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*