Çöl ve Okyanus Arasında Bir Afrika Ülkesi Gana – Muhammet Habib Saçmalı

Bu Kurban Bayramı’nı Akdeniz’in ve Sahra’nın ötesinde gölgesi ile kendisi aynı renk olan insanların memleketinde geçirmek varmış kaderde. “Qurbani 1431” için Yeryüzü Doktorları adına Batı Afrika’nın okyanusa kıyısı olan, Afrika’nın koloniden kurtulan ilk ülkesi Gana’ya gittim. Kuzey Gana eyaletinin başşehri Tamale’de hakikaten muhtaç insanların yaşadığı dokuz köyde yüzün üzerinde büyükbaş kurban edildi ve takribi 6.000 aileye bu kurban etleri dağıtıldı elhamdülillah.
Esas maksat her ne kadar Kurban olsa da, bir hafta süresince Tamale’de çeşitli gözlemlerde bulunma imkanı elde ettim. Müsaadenizle Kurban faslını başka bir zaman ve mekana havale ederek acemi bir seyyah gözüyle bu şehirde gördüklerimi sizlerle paylaşayım.
Muhatap olduğum kişilerden aldığım bilgiye göre bir milyon kişinin yaşadığı şehirde nüfusun % 95’i müslümanmış. Mezhepleri Maliki. Kendi yerel dillerini konuşuyorlar, fakat 1957’de kurtuldukları İngiliz koloniliğinden, dil olarak henüz tam kurtulamamışlar. Yerel dili konuşurken araya sıkça İngilizce kelimeler serpiştiriyorlar. Zaten ülkenin resmi dili halen İngilizce.
Ülke Sahra’nın altında olduğu için ve Tamale de kuzeyde kaldığı için gitmeden önce bir çöl iklimi ile karşılaşacağımı düşünüyordum, fakat hiç de öyle değilmiş. Mesela Arabistan’da gördüğünüz sıcaklık ve kuraklık burada asla yok. Toprak kırmızı renge yakın ve çok verimli. Ağaçlar, yeşillik ziyadesiyle mevcut. Yağmur konusunda da sıkıntı olmadığını söyledi konuştuğum kişiler. Fakat temiz su için maalesef aynı şeyi söylemek pek mümkün değil, o da altyapı ile ilgili temel bir probleme işaret ediyor. Yokuş bir kenara, neredeyse hiçbir engebesi olmayan bir şehir Tamale. Takribi 250 km.lik bir alanı dolaştım ve şehrin düzlükten hiç taviz vermediğine şahit oldum.

Hayatı Türkiye’de ve özellikle İstanbul’da geçen birisi için pek inanılır, hayal edilebilir bir şey değil. Şehir merkezindeki küçük bir alan hariç bu düzlüğü hiçbir yapının bozmaması da başka bir ilginç durum. Hiçbir yapı bu düzlüğü bozmuyor, çünkü şehir tabiri caizse tek katlı. Bütün evler, dükkanlar, yapılar tek katlı. Bütün bu yapılar çoğunlukla kerpiçten inşa edilmiş, bununla birlikte ahşap ev ve dük- kan da görebiliyorsunuz. Bu açıdan bakacak olursak tabiatla gayet uyumlu, göze rahatsızlık vermeyen bir şehir olduğunu söyleyebiliriz Tamale’nin.

Fakat bu güzel uyum maalesef evlerin boyası ile bozuluyor ve şehir kendine has estetiğini önemli ölçüde bu boyalarla kaybediyor. Boya deyince oradaki halkın evlerini kötü boyaması, renklerin uyumsuzluğu gibi şeyler düşünülmesin. Maalesef ekonomik açıdan zayıf olan bölgede bütün evler ve dükkanlar dört cep telefonu firması tarafından rengarenk boyanmış durumda: vodafone, zain, mtn, tigo. Bunlardan sadece tigo Gana’nın gsm operatörü. Yani bizim tek katlı şirin düz şehrimizin her binası dört tarafıyla mükemmel bir reklam panosu vazifesi görüyor. Neticede evleri ve dükkanları boyandığı için halk, çok geniş bir alan- da reklam yapabildikleri için de gsm operatörleri mutlu. Belki tek mutlu olmayan, oradan şöyle bir geçen biz yabancılar oluyoruz.

Motosiklet ve bisiklet kullanımı çok yaygın, petrolün ucuz olması, arabanın da pahalı olması motosiklet talebini artırıyor muhtemelen. Bisiklet zaten her düz memleketin ha- kim taşıtı. Yolun iki yanı şerit halinde motosiklet ve bisikletlerle kaplı durumda. Ve bir de Türkiye’de olduğu gibi sadece dert tasa değil, meyveden sebzeye, su kovasından alışveriş tezgahına kadar neredeyse bütün yükleri taşıyan kısa saçlı başlar. Başlarında taşıdıkları türlü türlü şeyleri gördükten sonra, bunun Allah vergisi bir kabiliyet olduğunu düşünmeye başladım. İçi yumurta dolu bir tepsinin başta taşınmasını başka nasıl izah edeceksiniz?..

Bir akşam bana refakat eden arkadaşın motosikletiyle gidiyoruz. Elli altmış civarında insanın dışarıda toplanmış televizyon izlediklerini gördüm. Sebebi Türkiye’nin 70leri ile aynı: çoğu evde tv yok, o sebeple millet toplanıp birlikte izliyor.

Şehrin görüntüsüne hareket kazandıran ilginç bir unsur da keçiler. Sokaklarda, yollarda çok sayıda keçi görmek mümkün. İşin belki de en ilginç yanı bu keçiler için hiç ağıl olmaması ve bunun hiçbir problem teşkil etmemesi. Herkes keçisini biliyor, kimse kimsenin tavuğuna kış demediği gibi keçisine de laf etmiyor ve haliyle meydan keçilere kalıyor. Başlarını sokacak bir ağılları olmasa da, hürce gezip tozdukları bazen de tostukları güzel bir şehirleri var.

Genel olarak sessizliğin hakim olduğu şehirde, gördüğüm kadarıyla temizlik de gayet iyiydi. Çöpler düzenli olarak toplanıyormuş. Bu temizliğinin yanında, Tamale’de sigara içen birisine neredeyse hiç rastlamamış olmam sevindirmekten önce beni şaşırttı açıkçası. Sigara öyle tabii gördüğüm bir şey olmuş ki, varlığından öte yokluğu kendisini hissettiriyor. Bir hafta boyunca vaktin çoğunu birlikte geçirdiğimiz arkadaşıma sigara meselesini sordum, “Burası Müslüman memleketi, öyle içki sigara olmaz” dedi, hoşuma gitti.

“Bunlarla birlikte ülkenin hem başkenti Accra’da hem de Tamale’de bizzat müşahede ettiğim bir şey beni çok etkiledi ve epey düşündürdü. Gana, Ganalıların tabiriyle “suçun işlenmediği ülke”. Normal böyle  bir  iddianın  ispatı  için  emniy kayıtlarına bakmak gerekir önce. Fak Accra’dan Tamale uçuşu için gittiğim hatlar terminali bana tek başına göstermeye  yetti.

 Gana’ya  gece  varmıştım ve ülkedeki ilk günümdü. Hava alanında işlerimiz erken bitti, uçağın kalkmasına takribi bir saat kadar vakit kaldı. Bana refakat eden arkadaş “Şehri  biraz  gezelim  bu  arada” dedi. Ben de“Olur, ama valizi burada bir yere emanet edelim, valizle gezmek zor olur” dedim. Valizimi aldı, terminalin ortası diyebileceğim bir yere koydu. Dedim, “Ben bunu kast etmedim,   birine   teslim   edelim, yoksa  götürürler bunu”.  O  gayet rahat bir edayla “Merak etme hiç bir şey olmaz, kimse çalmaz” dedi. Benim itirazlarım ve onun ısrarları sonucunda kesinlik- le şaka yapmadığına ve valizi ortada bırakma- ya niyetli olduğuna kani oldum. Misafir olmanın da bir gereği olarak ev sahibine istemeyerek de olsa itaat ettim. Takribi kırk beş dakika şehri dolaştık, geri geldik, baktım benim valiz aynen koyduğumuz yerde duruyor. Ben büyük şaşkınlık içindeyim, Gana’lı arkadaşsa tatlı tatlı gülümsüyor. Bu hadise ve daha sonra buna benzer yaşadığım şeyler bana bu küçük Afrika ülkesinden öğrenmemiz gereken çok şeyler olduğunu gösterdi.

Takribi % 50-55 Hıristiyan, % 30-35 Müslüman nüfusu olup, bununla birlikte 40-50 ayrı kabilenin yaşadığı bir ülkede hiç iç çatışma, kavga gürültü olmaması, Müslümanların bu zamana kadar hep Hıristiyan olan devlet başkanlarından din hürriyeti konusunda hiç şikâyetçi olmaması, haçın da hilalin de aynı hastanenin duvarlarında bulunması, şuurların kavgaya dönüşmediği bir ülkeyi göstermesi açısından benim için çok çok önemliydi. Bugün, birlikte yaşama, çok- kültürlülük, hoşgörü konularında dünyanın en özgürlükçü ülkelerinde büyük problemler yaşanırken Gana sükuneti, huzuru ve emniyeti ile bütün dünyaya en ak, kara bir örnek.”

Bir hafta boyunca aldığım notlara, çektiğim resimlere bakınca şu anlattıklarımın, gördüklerimin ne kadar azı olduğunu fark ediyor ve bir miktar da şaşırıyorum. Zamanı ve mekanıyla mahdud olan dünyada, öğrenmemiz gereken en önemli şeylerden birisi zannediyorum yapıp ettiklerimizi hudutlandırmayı becerebilmek. Başta da söylediğim gibi bir acemi seyyah olarak sadece seyahatte değil, seyahati yazmada da maalesef ziyadesiyle acemiyim. O sebeple genel resmi gösterme- de bu ayrıntılar ne kadar doğru seçilmiş, ne kadar düzgün anlatılmıştır bilemiyor ve takdiri sizlere bırakıyorum.

Sürç-ü lisan ettiysek affola..

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*