Unutulmuş Bir Coğrafya Moro – Ahmet Köroğlu

Kurban Çalışması için Moro’yo gideceğimi duyunca bir an tereddüt etmedim de değil. Hani bu bir gönüllülük çalışmasıdır, mekân seçilmesi uygun değildir diye düşünsem de sekiz ay önceki Filipinler seyahatimin üzerimde bıraktığı selbî tesir oralara bir daha gitme konusunda beni tedirgin ediyordu. Ama gel görelim ki kişi bazı şeylerin farkına varması için tecrübe etmesi gerekir. Nitekim öyle de oldu. En azından bundan sonra Moro’yu Filipinler’den müstakil bir coğrafya olarak düşünme gerekliliğinin farkına varmış oldum.

İlk olarak Filipinler’den bahsedecek olursak; Filipinler alt kıtanın güneyinde Malezya’nın doğusunda, Japonya’nın altında bir takımadalar ülkesi. 7000’den fazla adadan oluşan ülkenin nüfusu 90 milyon kadar. Burayı o bölgedeki diğer ülkelerden farklı kılan özelliklerin başında buranın bölgedeki tek Hıristiyan ülkesi olması geliyor. İspanyolların ve Amerika’nın sömürgesinde olması sadece kültürlerini ve dillerini değil dinlerini de değiştirmiş Filipinler’in. Çok sayıda farklı etnik unsurun yaşadığı ve dilin konuşulduğu Filipinler’de Uzak Asya’nın temel kodlarını görmekte zorlanıyorsunuz. Hıristiyanlık adeta farklı bir toplum yaratmış. Belki de dinin bir toplumun tüm yaşantısını farklı alanlarıyla birden değiştirmesi ve yeniden kurmasının en güzel örneklerinden birini görüyorsunuz Filipinler’de. Malezya’da, Endonezya’da, Tayland’da ve dahi bir miktar diğer uzak Asya ülkelerindeki havayı bulmak zor Filipinler’de. Bu sosyo-kültürel kodlara dair negatif boyutları Filipinler’in. Bunun yanında ekonomik olarak geri kalmışlığın toplum üzerindeki –mesela para ile ilişkileri gibi- bazı olumsuz yansımaları da bölgeye giden bir yabancının hemen gözüne çarpıyor. Dilenci bir toplum havası var. Çok sayıda dilenen insan var, yabancı olduğunuzu anlayınca sizden para almak için türlü türlü yollara başvuruyorlar. Bu da rahatsızlık veriyor insana ister istemez. Sokakların temiz olduğu söylenemez, özellikle sıcak havalarda gezmeye engel oluşturacak kadar kötü kokuyor. Şehir ortasından geçen nehrin ara ara çok pis yerleri var, geneli de temiz sayılmaz. Coğrafî olarak da göze çarpan bir güzelliğe rastlamak pek mümkün gözükmüyor. Belki şehrin daha dışlarında uzak bölgelerde bazı doğal güzellikler mevcuttur ama biz temaşa etme imkânına kavuşamadık. İşte Filipinler’in başkenti Manila’dan her iki gidişimde de bende kalan izler bunlar oldu genelde. Ama ya Moro? İsterseniz bundan sonra Moro’yu Filipinler’den müstakil bir coğrafya kılan etmenlere ve orada bulunduğumuz süreçte tespit ettiğimiz bazı noktalara değinelim.

Moro Filipinler’in güneyinde bulunan Mindanao adasında yaşayan Müslümanlara verilen bir isim aslında. Coğrafya ismi olarak kullanılmıyor. Moro  kelimesinin  tarihsel  serüveni  de  ilginç.  İspanyollar 1500’lü  yıllarda  bu  bölgeyi  işgal  ettiklerinde  Mağrib’deki Müslümanlara verilen adı buradaki Müslümanlara da veriyorlar. İlk olarak kullanılan Morisko kavramı günümüzde Moro şekline  dönüşüyor  ve  şu  an  burada  yaşayan  Müslümanlar en  genel  şekliyle  Moro’lular  olarak  adlandırılıyor.  Aslında bu durum, bölgede Müslümanların tarihsel arka plan olarak ne  kadar  etkin  olduklarını  da  ortaya  koyuyor.  Filipinler’in başkenti Manila’nın  isminin  hikayesi  de  ilginç.  İspanyollar 16. yy.da buralara işgal için ilk keşif kollarını yollayınca bunlar dönemin Müslüman kralı tarafından güzel bir şekilde karşılanmış ve daha sonra uğurlanmışlar. İlk keşif kolu İspanya’ya dönünce krallarının “Nereye gittiniz, ismi neydi oranın?” tarzındaki sorularına ise bunu öğrenemediklerini, ama kendilerine uğurlanırken “Emanila, Emanila” tarzında bir şeyler söylendiğini belirtmişler. Fi Emanillah cümlesinden onlara kalan da bu olmuş. Günümüzde de Manila olarak kullanılan başketin ismi buradan geliyor.

Biz dönelim yine Moro’ya… Moro, veya daha resmi ismiyle Mindanao Filipinler’in güneyindeki adanın genel ismi. Cotabato da oradaki Müslümanların merkez şehri konumunda bir yer. Adanın genel nüfusu yaklaşık 10 milyon ve bunun hemen hemen yarısını da Müslümanlar oluşturuyor. Bu rakam önceden Müslümanların lehine çok daha yüksek olmasına rağmen devletin uyguladığı yerleştirme politikaları ile değişikliğe uğramış. Bizim de görev alanımız olan bu şehre başkent Manila’dan uçakla 1,5 saat kadar süren bir yolculukla varıyoruz. Kara yoluyla gitmek isterseniz bu süre yaklaşık üç güne çıkıyor. Bunun sebebiyse Filipinler’in bir adalar ülkesi olması. Daha uçaktan iner inmez bende uyanan ilk his acaba uçağın farklı bir ülkeye mi indiğine dair şüpheydi. Yemyeşil ormanlarla kaplı, tertemiz havası olan doğa harikası bir coğrafyaya inmiştik. Aynı şekilde bende uyanan farklı bir duygu da indiğimiz hava alanının askeri hava alanı olmasının uyandırdığı tedirginlik oldu. Mindanao’da yaşayan Müslümanların Filipinler hükümeti ile çok uzun yıllardır devam eden mücadelelerinin şehre ve hayata bu kadar hakim olacağını düşünmemiştim. Her tarafta askerler, kontrol noktaları vs. Yani şehirde bizi ilk olarak olağanüstü doğal güzelliğe sahip bir coğrafya ile olağanüstü hal ilan edilmiş bir coğrafya beraberce karşılıyorlar.

Beş gün kaldığımız Cotabato’da üzerimize aldığımız sorumlulukları yerine getirdik. Kurban bayramında vekaletini aldığımız 150 kadar büyükbaş hayvanın kesimi ve dağıtımı, inşaatı devam etmekte olan yetimhanenin teftişi ve yetimlere kıyafet dağıtımı, bölgedeki farklı yetimhanelerin gezilmesi, bölgenin sorun teşkil eden problemlerine kısa, orta ve uzun vadede çözümler üretilmesi gibi. Hızlıca işe koyuluyoruz. Beş günün nasıl geçtiği dahi anlaşılmıyor aslında. Ve dönüş yaklaştıkça hepimizdeki ortak duygu keşke biraz daha burada kalabilsek arzusu. Öncelikli sorumluluklarımızı sorunsuz bir şekilde tamamlıyoruz. Ama daha ne kadar büyük sorumluluklarımızın olduğunu da gözden kaçırmıyoruz. Uzun yıllardır gözden uzakta gündem dışı kalmış bir coğrafya olması hasebiyle Moro’lular biraz kırgınlar. Kimse ilgilenmemiş oralarla. Biraz da bölgenin uzaklığının getirdiği sebeplerle olsa gerek uzaklaşmışız oralara. Bölgedeki sorunların çözümünde bizlere büyük vazifeler düştüğünü ifade ediyorlar. “Sizi buna en çok iten sebeplerden birisi de tarihî misyonunuzdur” diyorlar. Abdülhamit’den, Abdülhamit’in oraya yolladığı hocalardan bahsedip 1970’lere kadar İstanbul Sultanı adına hutbe okuttuklarından bahsediyorlar. Bazıları bizim dahi bilmediğimiz bilgiler. Bölge özellikle bilinçli olarak fakir bırakılmış. Tüm Filipinler’in ekonomik gelirinin büyük kısmını oluşturan yer altı ve yer üstü kaynaklar bu bölgeden çıkarılmasına rağmen bunların getirisi buradaki Müslümanlara değil farklı bölgelerin insanlarına yönlendirilmiş. Zaten fakir olan Filipinler’in (kişi başına gelir yıllık 2500 dolar civarında) geneline oranla çok daha düşük bir yaşam standartına mahkum bırakılmışlar. Geçim kaynakları tarım ve balıkçılık. Sanayiye hiç rastlamadık. İnsanlar genelde baraka tarzı ufak evlerde yaşıyorlar. Elektrik şehir merkezinde var ama köylerde yok, varsa bile bunu finanse edebilecek malî imkanları yok. Eğitim ve sağlık konusunda da hem altyapı hem de imkânlar noktasında ciddi sıkıntılar yaşıyor Moro’lular. Devletle devam eden ve uzun bir tarihi olan çatışma da bölgedeki sorunların derinleşmesine ve kökleşmesine yol açmış. Biraz karamsar bir tablo gibi oldu belki, ama sorun çok olunca değinmeden geçmek olmuyor.

Tüm bunlar bir tarafa o kadar zor şartlar altında yaşamalarına rağmen yüzlerinde tebessüm hiç eksik değil. Belki de hayatlarının minimalliğinin getirdiği bir mutluluk var. Kaygı, dert sanki daha az. Başkent Manila’da sizden para istemek için etrafınızı saran insanlardan bıkmamanız elde değilken Moro’da daha fazla fakirlik olmasına rağmen bunu pek yaşamıyorsunuz. Belli bir onur ve izzet var. Siz vermeden el bile uzatmıyorlar. Ufak ufak barakalarda yaşasalar da her köyde derli toplu sağlam birer cami yapılmış. Dinî değerlerine sahip çıkıyorlar. Eğitim sistemiyle ilgili ciddi sorunlarla beraber gayri resmi yollarla Müslüman bir çocuğa gereken temel eğitim bilgilerini verecek mekanizmalar kurulmuş.

Daha soyut şeyleri aktarmaya çalışmamın nedeni anlatılacakların belki de çok olması. Az çok gezmeyi seven ve gezen biri olarak Moro bende çok farklı duygular bıraktı. Gördüğüm en güzel coğrafyalardan biri. Zor şartlar altında onurlu kalan ve yaşayan Müslümanların çehrelerindeki tebessüm. Olumsuzlukların içselleştirildiği ve güzelliklerin ortaya çıkarıldığı bir yaşama sanatının tebellür ettiği Moro. Belki bundan sonra hakkında daha fazla şey öğrenmemiz gereken bir coğrafya Moro. En azından Google’dan başlayabiliriz.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*